TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK: -%13.8
Yaşanan son finansal kriz en çok Karl Marx’a yaramış görünüyor. Zira Das Kapital’in Almanya’daki satışları yüzde 300 oranında arttı. Krizin en karanlık noktalarında da kimi iktisatçıların, Karl Max’tan alıntılarla kapitalizmin çöktüğünü ilan ettiklerini unutmamak gerek. BBC Televizyonunun Kızıla Dönüş ( Turning Red ) başlığı ile duyurduğu haberde Karl Marx’ın krizle ilişkilendirilen bir kaç cümlesi sıkça kullanıldı: “Kapitalizm, kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler yaratacaktır, tıpkı feodalizm gibi...” Ünlü Kominist Manifesto’nun bu başlangıç cümlelerinin yanında 'Burjuva kendi mezar kazıcılarını yaratacak', gibi iddialı tespitlerinde olduğunu hatırlatmak gerek. Daimler Benz şirketinin eski Başkanı Edzard Reuter Marx’ın haklı olabileceği endişesi ile yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Karl Marx ile Friedrich Engels’in Komünist Manifesto’daki kehanetlerinin bir gün gerçekleşmesini istemiyorsak, Avrupa yaklaşımı ekonomi politikalarının tamamlayıcı parçası olmalıdır. Para kazanma özgürlüğünü sınırlayacak, ekonomik aktörleri toplumsal ihtiyaçlara, ahlaki değerlere saygı göstermeye zorlayacak uluslararası planda geçerli kurallar koymaya çalışmaktan başka seçeneğimiz yok”. Ekonomik krizin mali etkileri yanında, yarattığı ideoojik sarsıntılarda konuşulmaya başlanırken Türkiye’de İş Bankası Kültür Yayınları ve Cogito Marx’ın fikirlerine yer veren yeni yayınlar yayımlamaya başladılar.
Atlantik’in diğer kıyısında Amerika’da, Avrupa’daki Keynes-Marx tartışmaları bir yana krizin çözümleri Kapitalizm köklerinde arandı: Lehman&Brother’s ile başlayan kriz önce finansal krize , ardından güven bunalımına dönüşüp peşinden özel sektöre sıçrar ve Kapitalist sistem Karl Marx’ın manifestosu ile eleştirilirken Ben Bernanke, lakabına ( Helikopter Ben ) yaraşır biçimde piyasalara yeni çözüm önerileri getirdi. İlk defa 2002 yılının kasım ayında “merkez bankaları durgunluğa karşı gerekirse helikopterden para saçmalı” dediğinde Bernanke Fed’in icra kurulu üyesi olduğu için fazla önemsenmemişti ancak FED Başkanı olduğunda Milton Friedman’ın “Paranın Miktar Teorisi”ne olan inancı daha dikkat çekici hale gelmeye başladı. Bunda elbette krize karşı kullanmayı düşündüğü paranın 2 trilyon doları bulmasının etkisi büyüktü. Sonuçta mortgage firmalarının riskleri satın alındı, başta otomotiv sektörü olmak üzere finansal krizde zor duruma düşmesi ülke ekonomisini derinden etkileyecek sektörlere ve firmalara para pompalandı.
Bir dizi önlem ve G20’den çıkan mali sıkılaştırma kararlarının ardından IMF Baş Komiser olarak görevlendirilirken krizin etkilerini görmek için 2009 yılının 1. Çeyrek büyüme rakamları merakla beklenmeye başlandı. Açıklanan büyüme rakamlarına göre, borçları nedeni ile internette satışa çıkarılan ülke diye haberleri çıkan İzlanda sadece %3.2 küçülürken, 2008 yılı sonlarında IMF yardımı olmazsa borçlarını ödeyemez denilen Macaristan’ın ise %5.4 küçüldüğünü görüyoruz. İhracat işlemlerinde, ekonomilerindeki mali sorunlar nedeni ile muhabir bankaların ve finansal kuruluşların bile limit açmakta çekindiği Yunanistan %0.3 büyürken, Romanya %6.4 küçülmüş. Türkiye ekonomisi ise tüm kriz tecrübesi ve finansal kuruluşların geçmişten gelen güçlü yapısına rağmen %13.8 küçüldü.
Krizin ilk günlerinden itibaren Türkiye ekonomisine baktığımızda, sanayicimizin krize oldukça hazırlıksız yakalandığını görmekteyiz. Yüz milyarlarca dolarlık yatırım devam ederken başlayan krizin, döviz piyasalarındaki dalgalanma ile birlikte yarattığı etki şüphesiz tartışılmaz. Stoklarını bir önceki yıla göre ayarlayan ve üretim programlarını buna göre gerçekleştiren toptan ve perakande firmaları krize kendi sektörlerindeki %25 küçülmeyle yakalandıkları gibi düşük ciro yüksek stoklama nedeni ile saklama maliyetlerini de arttırdılar. Tarım sektöründe de benzer bir tablo görmekteyiz. Zaten düşük verim ile çalışan tarım sektörünün ise %3 küçüldüğü görülmekte.
Ekonominin başındakilerin krizi algılamaktaki gecikmeleri, iç siyasi tartışmaların tarihin en büyük küresel krizlerinden birinin önüne geçmesi, yerel seçimlerde bütçe disiplininden feragat edilmesi, zamanında önerilen krize çözüm önerilerinin dikkate alınmaması gibi nedenlerden ötürü ekonomik krizin Türkiye’deki etkisi tahmin edilenin de üstünde olmuştur. Tüm bunların ardından OECD ülkeleri içinde Letonya ve Estonya^nın ardından ekonomide en fazla küçülen 3. Ülke olmayı başarmış bulunmaktayız.
Yine de ekonomimizin geleceğinden umutlu olmak adına önemli sinyaller alıyoruz. Yaz ayları ile birlikte tarım ve turizmdeki canlanmanın ardından mevsimsel değişiklik ekonominin ilk etapta ayağa kalkmasına yardımcı olacaktır. Bu süreçte ekonomi kurmaylarının yapması gereken ise bu kıpırdanmayı koruyacak hatta ekonomik hareketlenmeyi arttıracak önlemler alması gerekecek. Paranın dolaşım hızının düştüğü, iç tüketimin süreli ÖTV indirimlerine rağmen azaldığı ortamda Kredi Garanti Fonu, uzun vadeli KDV indirimi gibi önlemler alınmalı. Bankaların piyasaları fonlaması cesaretlendirilmeli ve kamu yatırımları artarak devam etmeli.
Uzun bir süredir herkesin sorduğu o meşhur soruya gelince: Dibi gördük mü? Evet gördük. 2009 yılının ilk üç ayında tünelin ucunda görülen ışığın çıkış olmadığı -%13,8 küçülme rakamı ile anlaşıldı sanırım. Diğer yandan bu küçülme rakamı aynı zamanda ekonomik büyümenin de sinyali demek. Çünkü bir çok iktisatçının öngördüğü gibi ekonomimiz bu süreçte artık daha kötü rakamlarla karşılaşamaz. O yüzdendir ki -%13,8 aynı zamanda ekonominin bahar havasına girmeye başlayacağının sinyalidir.
Ertürk Demirel
www.erturkdemirel.blogspot.com



