Sosyal Güvensizlik
Bir Sosyal Güvenlik Yasası çıkarıyorlar ki, sormayın gitsin.
Sosyal devletin ortadan kalkması için ne gerekiyorsa ince ince yapılıyor. Propagandası güçlü, propagandacıları gayretkeş, ötelerden destekli, fon destekli..
Mevcut yasa da bunlardan biri.
Milletvekili, Bakanı, başbakanı, bürokratı, brokırı, ekonomi yorumcuları hepsi bir ağızdan çalışanın sosyal haklarının eritilmesini, çalışma gününün 9000’e çıkarılmasını tek çözümmüş gibi takdim ediyorlar. Bir büyük reformdur(?)
Sosyal güvenlik kurumları açık veriyormuş
Sormak gerekir; açığından sorumlu kim?
Sosyal güvenlik kurumları bir zamanlar fazla vermiyor muydu? Açığı veren de batıran da aynı zihniyet. Bedelini kime ödetecekleri de belli.
Emekçiye, çalışana.
Başbakan nutuk atıyor; “ben de işçi emeklisiyim.” 9000 bin iş günü pirim yatırmadığı belli, 7000 gün yatırıp yatırmadığı ise şüpheli.
Bakanı yine ekranlardan bakıyor, milletin gözünün içine içine…
9000’e çıkaracağız ama 2028’de. Niye kaygılanıyorsunuz? Diyor ki, “çocuklarımız, torunlarımız için.”
İyi de muhterem; daha anasının karnında dünyaya gelmemiş bebelerin, daha emeklemeyi öğrenmemiş kundaktakilerin hakkı gasp edilmiyor mu?
Ağızları var dilleri yok.
Miting de yapamazlar yavrucaklar.
9000 bin gün çalışacaklar, 65 yaşlarına kadar.
Sosyal hakları zayıflatılmış ya da tamamen ortadan kaldırılmış bir gelecek yaratılıyor.
Gazoz, süttozu, patates cipsi, gofret, GDO’lu mısır mamulleriyle ortalama ömrü kısaltılan bu nesil için hak mıdır, 9000 çalışma gün sayısı.
“Mezarda emeklilik” denmesi yanlış mıdır?
Yavrucaklar, 9000 bin gün çalışacaklar, 65 yaşlarına kadar.
Sahi, işçi emeklisi başbakan kaç yaşında? Başbakan, 38 yaşında emekli olan kadınlar vardı bu memlekette diyor. Populist iktidarlar yaptı bunu diyor. Çaresi 9000 pirimle emekli olmak mı? Ölmeden söz konusu pirimi ödeyebilecek kaç kadın çıkar? Kadınlar çalışma hayatından çıkar.
Sosyal devletin gereğiymiş gibi bir takdim yapılıyor.
Devletin sosyal devlet olma özelliği, halkına sağladığı refah ve mutlulukla ölçülür. Gelir adaletini bozmada dünya rekoru kırıyor Türkiye.
Dağıttığı sadaka ile övünen bir iktidarı var.
İşsizleri her geçen gün artıyor, üniversitelerinden mezunları aylak aylak dolaşıyor. Bu ülkenin bu iktidarı üniversite açmakla da övünüyor.
Bir den bire sistemi değiştiriveriyor, milli gelir 7000 doları geçiyor.
Kayıt dışı milli gelire ilave edilivermiş.
Milli gelire ilave edilen kayıt dışı, vergi veriyor mu, pirim ödüyor mu? Hayır! Adı üstünde kayıt dışı; ne var ki milli gelire kayıt edildi.
Kayıt dışının kaynağı nedir?
Kara para nedir?
Belli ki Türkiye’de hayli var; ekonominin neredeyse yarısı kadar.
Kayıt dışını kontrol, kara paraya nereden buldun diyebiliyor mu bu hükümet?
Kayıt dışına selam, sosyal güvensizlik yasasına devam.
Kayıt dışını, kara parayı da sevimlileştiriyorlar; yeni adı stok ekonomisi.
Sosyal güvensizlik yasasını öyle bir methediyorlar ki insanın çalışma gün sayısını değil dokuz bin, on dokuz bine çıkarın diyesi geliyor.
Yol, su elektrik olarak devlet yatırımlarını yapabilsin.
Hani eskiden böyle derlerdi ya vergisini vermeyenler için.
Şimdi, çok uluslu şirketlere daha çok destek teşvik verebilmesi için isteniyor her halde.
Sosyal haklardan tasarruf var.
Yabancı yatırımına teşvik, destek var. Borsadaki yabancı parasından stopaj vergisini bile almıyorlar. Yerliysen var.
Bu yabancı hayranlığının elbette bir bedeli var. İşte o da çalışanların ücretlerinde eksilme, sosyal hakların eritilmesi olarak karşımıza çıkıyor.
Devletin kasası boşalmasın, iktidar hovardaca para saçabilsin diye.
Belediyeler yasası çıkıyor. Belediyeler de vergi salsınlar, abuk subuk inşaatlar yapsın, müteahhit zengin etsinler diye.
Türkiye mermercileri kriz geçirirken, Ankara Belediyesi Çin’den mermer getirip övünsün diye.
Aracılar, iş görenler, takipçiler köşe dönsün diye.
Adı sosyal güvenlik, ters yüz edilmiş. Güvensizlik geliyor.
Düşük ücret, işsizlik, sosyal güvensizlik hepsi iç içe.
Mahir Öztürk



