Havalar Isınıyor!..
Dünya en sıcak kışını yaşıyor.
İklimler özelliğini kaybediyor deniyor.
Dünya ölüyor mu?..
Toplumda kaygı doğuran haberlerden biri de bu.
Her Gün konuyla ilgili yeni bir haber duyuyoruz. Son haber, on bir ülkeden seçme on sekiz bilim adamı Birleşmiş Milletlere yeni bir rapor sunmuş. Dünya sıcaklığı iki derece daha artarsa “kritik eşik aşılır!” Rapor 166 sayfaymış. Raporda, iklim değişikliğine bağlı muhtemel sonuçlar; deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, hastalık, doğal afetler, tarımda, ormancılıkta, balıkçılıkta ve ekonominin diğer alanlarında başlıklarıyla verilmiş.
Uygar dünya tez elden çare bulmalı! Bulur mu?
Hava bozuluyor!
Sebep: havaya yayılan karbon türevleri, sera etkisi
Çare; temiz enerji kaynakları, fosil yakıtlardan uzaklaşmak… Diyorlar
Peki, sorumlusu kim? Başta petrol tekelleri…
Önceden bilinmiyor muydu? Biliniyormuş…
Bilim ve teknoloji tedbirini alabilir miydi? Alınabilirmiş…
Neden alınmamış? Para tatlı, varsın dünya ölsün mantığı…
Efendim, dünyayı tüketişimizin hikayesi şöyle anlatılıyor:
İklim değişikliği, fosil yakıtların sera etkisi yaratacağı daha 1880 yılında dile getirilmiş. Ses cılız çıkmış, birileri bu cılız sesi susturmuş.
1970’de bilimsel açıklamalarla konu yine gündeme getirilmiş. Bilim adamlarının çoğu sera etkisinden söz eder olmuş.
1979’da Dünya Meteoroloji Örgütü uzmanları küresel ısınmayı araştırmaya başlamış, konferanslar vermiş.
Asıl gür ses, 1988’de ABD’de yapılan toplantıda çıkmış, dünyanın kulakları bu sesi duymaya başlamış. Nasa uzmanlarından James Hansen, kurak, sel afetleri ve farklı doğa olaylarının olabileceğine dikkat çekmiş. Bunun üzerine ABD, iklim değişikliğinin küresel ısınma olduğuna karar vermiş.
Hal böyle olunca Birleşmiş Milletler hemen devrede, memleketler arası paneller vesaire…
Gelişmeler sıkı takipte, hesap kitap, elbette pazarlıklar… Küresel ısınmadan nasıl nemalanılabilir?
1990’da iki bin bilim adamının düzenlediği panelden çıkan rapor; “küresel ısınmaya insanlığın yaptığı etkinin ispatlanamadığı” yönünde…
1995’de ikinci bir panel: “İklim değişikliğinin doğal etkilerden değil, insan etkilerinden olduğu” açıklaması…
Ve 1997, Japonya’nın Kyoto da toplanan devletler “Kyoto Protokolü” ismiyle bir anlaşmaya imza atıyorlar. 141 ülke dünyasının geleceğini düşünüyor, iyi kötü, pazarlık pazarlık bir ortak noktada buluşuyor…
Bilim adamları üst üste acil çağrılar yapmaya başlıyorlar…
Yine pazarlıklar, pazarlıklar… Menfaatler var ortada…
Protokol ancak 2005’in Şubat ayında yürürlüğe girebiliyor.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle ilgili Kyoto’da yapılan törenlerde Japonya sözcüsü, ABD’ye “en çok gaz yayan ülkenin hala bize katılmamış olmasını esefle kınıyoruz” diyor.
Yıl 2007, buzullar eriyor, iklim hissedilir derecede değişti, kuraklıktan söz ediliyor. Türlü çeşitli felaket senaryoları; bilim çevrelerinden seslendiriliyor. Geri dönüşü olmayan sürece girdik, giriyoruz telaşı var. Savaşlar, petrol kavgaları, dünyayı yine en çok gazlayan ülke ABD, bana mısın demiyor.
Kyoto anlaşması, petrol koksa da…
Ülkelere dünyayı kirletme kotaları verilmiş olsa da…
Ülkeler arasında dünyayı kirletme kotasını aşan ülkeye, diğeri kotasını devretme olanağına sahip olsa da… Kabak azgelişmiş ülkelerin başında patlayacakmış gibi görünüyor.
Dünya kirletilmeye devam ediyor. Şirket bilim adamları, farklı farklı yorumlarıyla kamuoylarının kafalarını karıştırabiliyor.
Kimileri egemenliklerini sürdürebilmek için çevreyi katletmek hakkını kendinde görüyor, dünyayı yaşanmaz hale getirmek pahasına savaşlara ve aşırı petrol tüketimine devam ediyor. Ne yazık, pek ses çıkmıyor dünyanın diğer uygar milletlerinden.
Kyotoya rağmen, doğaya salınan gazlarda eksilme değil artış gözleniyormuş.
Doğa affetmiyor! Buzullar eriyor, seller, fırtınalar, kuraklık, en sıcak kış…
Tehlike büyüyor.
Fosil yakıtları, doğaya karbon salınımını, sömürü savaşlarını terk etmek gerekiyor…
Dünyanın düzeniyle ilgili. Bu küresel düzen değişmedikçe, dünyanın yanıtı çok sert olacak gibi.
Petrol şirketleri, silah şirketleri, savaşçıların işine gelir mi?
Çevre dostu, toplum yararına teknolojiler, temiz enerji gündeme gelir mi?
Dünya başını sallayarak dönüyor, şiddetle uyarıyor.
Bütün bunlara karşılık, bile bile uygar ülkelerin hırsının kurbanı oluyor koskoca dünya…
Mahir Öztürk



