Perran Kutlu Hanımefendiye Yanıtımdır - Eskişehir Haber

Perran Kutlu Hanımefendiye Yanıtımdır

Perran Kutlu Hanımefendiye Yanıtımdır
Yayınlama: 24 Şubat 2007 Cumartesi - 1.389
A+
A-

Sayın Kutlu köşesinde yayınlanan bir makalesinde, “Sayın Mahir Öztürk’e soruyorum” diyor.

Yanıtımın gecikmesinden dolayı özür dileyerek  söze girmek istiyorum.

Sorularınız aslında  CHP’li dostlarımdan sürekli duyduklarımdır. Yanıtım da onlara verdiğim cevaplar gibidir.  Gerçekçi değerlendirelim isterseniz.

Yazılarımı okuduğunuzla başlıyorsunuz cümlelerinize…

Fark ettirmeden DSP tarafgirliği… Deniz Baykal’a göndermeler…

Haklısınız: ben bir DSP’liyim. Gizlemedim ki, bir çok yazımda açık açık belirtmiştim. “Tuncay Özkan” başlıklı yazımda da kimsenin tarafsız olamayacağından, taraftarı olduğu siyasi görüşü de açıkça, samimiyetle ifade etmesinin gerekliliğinden söz etmiştim.

“Tarafsız olmanız gerekmez mi?” diye soruyorsunuz? Tarafsız görünsem,  samimi olur mu?

Bir örnek vermek istiyorum: amatörce başladığım yazılarımla ilgili olarak şair, gazeteci, aynı zamanda Ecevit’in siyaseti bırakmasından önce de Genel Sekreteri olan Süleyman Yağız’la bir sohbetimizde şunu sordum; “yazmaya çalışıyorum, bana tecrübeli bir gazeteci olarak ne tavsiye edersiniz?”

Yanıt neydi bilir misiniz; “samimiyet ve hissettiğin gibi yazmak”

Kendimi DSP’li hissediyorum, gizleyeyim mi? Okuyucuya karşı samimi olur mu? Dürüst olur mu?

“Şüphesiz hatasız kul olmaz…” tümcenizin hemen ardından “size göre DSP’nin kurucusu Rahmetli Ecevit hiç mi hata yapmadı?” sorusu geliyor.

Doğru, hatasız kul olmaz….

On dört yıldır İstanbul Belediye Başkanlığının kaptırılmasında Ecevit’i suçluyorsunuz.

Bu haksızlık değil mi?

DSP’de diğerleri gibi farklı bir parti… Yazımın ilerleyen bölümünde DSP-CHP farkına değineceğim.

Ama ben, yaşadığım benzer bir süreci aktarayım isterseniz.

Son yerel seçimlerde DSP Burdur Belediye başkan adayı idim. Şunu söylemiştim partililerime; “ CHP’li belediye başkanı çok yıprandı başkanlık döneminde. Kenar semtleri kapı kapı dolaşıyorum, büyük çoğunluğu CHP’ye vermeyecek, bunlar içinde CHP’li çok sayıda var. CHP’li bir oy, karşıya gitti mi iki oy kuvvetindedir. Belediye İşçileri oy vermeyeceklerini söylüyor. Gelin CHP’ye bir teklif götürelim, Eskişehir modeli uygulayalım”

Aman öteki gelmesin kampanyalarının etkisinde, bir önceki yerel seçimde yaklaşık 5000 oy olan DSP, 172 oy verdi partisine. Yine de öteki geldi. Burdur şimdi AKP’nin elinde. DSP’yi, CHP’nin koltuk değneği olarak görmemek gerek.

Gelelim 1998’e,  “seçim öncesi Baykal’ın işbirliği çağrılarına kulak tıkayan Ecevit değil miydi?” sorunuza.

Doğru! Ancak 1998 öncesi CHP’nin bir kurultayı olmuştu, hatırlarsınız. Hani Riki Martin’li, konfetili… Blair solu benimsenmişti CHP’de. CHP’nin Atatürk’ten aldığı oklar bir bir kırılmış, devrimcilik okunun ışığında Ecevit önderliğinde CHP’nin ortanın solu, sonra demokratik sol çizgisi birden bire değişmiş, ithal sol benimsenmişti.

Mustafa Kemal’den örnek, 1920, 1923… 1938. Sovyetler Birliği ve Türkiye, ikisi de dost ve  birbirine destek vererek dünyanın en hızlı ve üreterek kalkınan ülkesiydiler.

Lenin, Atatürk’e Sovyet solunu (Bolşevikliği) önerdiği zaman, Atatürk biz kapitalist ülke değiliz, işçi sınıfımız yok, biz ‘halkçılık’la ilerleyeceğiz demişti. Bilirsiniz 1938’e kadar Bolşevik Sovyetlerle, Halkçı Türkiye dost kaldı.

Hiç emperyalist ülkenin solu ile mazlum ülkenin solu bir olabilir mi?

Baykal’ın bu hatası değil, ideoloji kaymasıydı. O kurultayda ben de vardım ve “yazıklar olsun diye haykırdım”, sonra CHP’den istifa ettim. Atatürk’ün partisinden, içim sızlayarak.

Gelelim Fettullah okulları meselesine, bunun yanıtını Ecevit vermişti.

Ama ben şöyle söylemek zorunda hissediyorum kendimi; Fettullah, onun daha büyüğü Moon tarikatı…Öyle değil mi?  Ne Ecevit’i ne Baykal’ı tarikatlarla, cemaatlerle, aşiretlerle ilişkilendirmemek gerekli. Bu polemik, doğru değil!..

Ayrıca 2002 seçimlerini bölünme olarak nitelemişsiniz.

Ben o seçimlerin içindeydim.

% 35’i hala köylü olan kesim, CHP demiyor. 2002’de de dememişti. Önceden DSP’ye oy verenler, CHP’den başka partilere oy verdiler. Neden? Hiç düşündünüz mü?

Ve bugün, Kuvvai Milliye ruhu….

1998’de 2+2= 3 ederdi, bu gün 2+2= 5-6 edecek gibi

Bu durum DSP’nin ittifak çağrılarının ne kadar doğru ve yerinde olduğunu göstermiyor mu?

Sol ittifak…. Sezer, sürekli çağrı yapıyor.

Baykal yanaşmıyor. Otobüste… Gel potada eri diyor. O pata nedir? Blair solu… 

Ulusal solu öldürelim mi? Ulusal sol, Atatürk’ün yolu değil mi?

DSP’nin temel doğrultusu, Atatürk’ün yolu; “altı ok” Ecevit’in ışığı; “ulusal demokratik sol”

Temel sorun, ulusal hak ve çıkarlar, ulusal bütünlük,  ulusal güvenlikse….

İttifak gerek…

DSP, iyi bir propaganda ile anketleri şaşırtabilir.

DSP, sol ittifakın gerçekleşmediğini gördüğünde arayışını sürdürüp “ulusal ittifakla” iktidar olabilir.

Hatırlayınız, 1919 Amasya Tamimi’ne imza atanlar; Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa aynı şekilde mi düşünüyordular?…

            Uzlaştılar… Kritik zamanlarda uzlaşılır…

            Bu gün (Cumartesi) Haber Türk TV’de Zeki Sezer’i izlediniz mi? Mükemmeldi.

Zeki Sezer’in söylediklerini Baykal söyleyebiliyor mu?  Delegenin değiştiremediği Baykal’ı CHP seçmeni değiştirecek. Altı ok yarası yüreklerde. Seçmen bu seçimlerde Baykal’a da ceza verecek, fark edilmiyor mu? Baykalsız CHP, kırılmış oklarını tamir edip, yeniden Atatürk’ün partisi olduğunda, işte o zaman, DSP’de CHP’de birbirinden ayrı kalamaz.

Bütün sorun yolun değişmesi değil mi?

Sezer, Baykal’a “yola gel, yola” diye neye davet ediyor sizce?

Hadi objektif olalım. Seçim sloganlarıyla değil, gerçekle buluşalım.

Düşüncelerimi saygı ile paylaşırım.

Mahir Öztürk

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024