Milli Egemenlik, Milli Güvenlik - Eskişehir Haber

Milli Egemenlik, Milli Güvenlik

Milli Egemenlik, Milli Güvenlik
Yayınlama: 19 Şubat 2007 Pazartesi - 1.088
A+
A-

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”

AB sürecinde, reform diye diye egemenliğin ne kadarını devredeceğimiz tartışılıyor.

Ulusal kimlik, devlet, egemenlik, güvenlik… hiç olmadığı kadar tehlikede!

Genelkurmay Başkanımız Büyükanıt ABD’de yaptığı açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti, 1923'ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmadı” diyor.

Büyükanıt, Kıbrıs, Kafkas, İran, Irak sorunlarına dikkat çekiyor.

Ve  ekliyor  “Hiç kimse, hiçbir kurum Türkiye'yi, anayasasıyla belirlenmiş rejiminin dışına çıkartamaz”

Bir de rejim sorunu var tabii.

Rejime musallat olanlar, dış güçlerle ittifak halindeler.

Azınlık tartışmaları, soykırım yalanının dayatılması, 301; Türklüğe hakareti içinize sindirin baskısı…

Ekonominin çok uluslu şirketlere teslim edilmesi.

Toprak satışları, mülk satışları, ülkenin yabancı yerleşimine açılması.

Misyonerlik faaliyetleri.

Terör, azınlıklar, sosyal ve kültürel haklar..

Ali dibolar…

Bunlarda siyasal sorunlar… Elbette Büyükanıt Paşa bu konulara girmiyor.

Rahatsızlık büyüyor; kimi “asker silahıyla konuşur” diyor, kimi vatan elden gidiyor!”

Genelkurmay Başkanımız ayrıca umutsuzluğa düşmememizi  şu cümleleriyle ifade ediyor; “Soruyorum; sizin, bizim bugünkü durumumuz, Samsun'a çıkmadan önce 16 Mayıs 1919'da Atatürk'ün karşı karşıya olduğu sorunlardan daha mı büyük? Hayır değil. Ordun yok, paran yok…” “Biz bu olumsuzlukları yeneriz” diyor.

Burası çok önemli! Büyükanıt Paşa  bir de şöyle bir uyarıda bulunuyor; “. En kötüsü, ümidini kaybeden insan, gerek bireysel, gerek kurumsal olarak... Türkiye Cumhuriyeti, onu oluşturan insanlar ümitsiz olduklarında kaybederler, olmamaları lazım”

Bu uyarı bana Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Mart 1922’de TBMM’nde yaptığı konuşmayı hatırlatıyor.

 “Asıl olan dahili cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin vücuda getirdiği cephedir. Zahiri cephe doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki müsallah cephesidir. Bu cephe tezellül, tebeddül edebilir, mağlup olabilir. Fakat bu hal hiçbir vakit bir memleketi bir milleti mahvedemez. Mühim olan memleketi temelinden yıkan milleti esir ettiren dahili cephenin sükunudur. gerçekten kaleyi içinden almak dışarıdan zorlamaktan çok kolaydır. Bu maksatla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen arabozan mikropların, vasıtaların mevcudiyetini iddia etmek uygundur”

Sözün özü; ulusal birlik beraberlik. Kendimize güven…

Sözde dost ve müttefik Amerika, kongresinde soykırım yalanını yasa olarak çıkarmaya hazırlanıyor. Siyasette ise bir kabullenmişlik hakim.

1915 – 1923 yılları arasında Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır(?)

19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Atatürk’ün mecliste yaptığı açıklamayı hatırlayalım.

“Hükümetimizin ve milletimizin Hıristiyan unsurlara karşı adilane bir surette hareket etmekliğimiz geleneklerimiz icaplarında ve dinimiz gereğidir ve hakikaten Hıristiyanlara adilane muamele edildiğine en büyük delil memleketimizin her noktasında en ufak köyünde bile Hıristiyan unsurların Müslümanlardan ziyade huzur ve refaha ve servete malik olmalarıdır. Eğer bunlar hakkında zulüm ile gasp ile adaletsizce muamele edilmiş olunsa idi, elbette bugünkü hal ve vaziyette bulunmamaları lazımdı. Bundan ötürü bunun için başka bir delil ve sebep söylemeye lüzum görmüyorum Fakat bu Hıristiyan unsurlardan haricen teşvikleri ile veyahut ekmeğini yediği toprağa nankörlük ederek milli varlığımızı zedelemek, bozmak teşebbüslerinde bulunacakların fenalıklarına set çekmek pek tabi zaruridir. Bugün en büyük, en kuvvetli ve en medeni milletlerin bu gibi meselelerde bize nispetle pek sert ve zorlayıcı muamelelere teşebbüs etmekte olduğu herkesçe bilinmektedir.”

Yine bir başka konuşmasında Mustafa Kemal, “Hiçbir millet milletimizden ziyade yabancı unsurların itikat ve adetlerine riayet etmemiştir. Hatta denebilir ki diğer din sahiplerinin dinine ve milliyetine riayetkar olan yegane millet, bizim milletimizdir…”

Tarihi gerçekler ters yüz ediliyor.

Mustafa Kemal, 1921’de  “çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlar bilhassa varlığı ile halkı ile birliği ile çatışan bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve milli düşünceleri tam bir imanla… “ şeklinde devam eden sözleriyle sanki bu güne uyarıda bulunuyor.

Dayatmalarla, baskılarla elde ettikleriyle doymayan, verdikçe isteyen yabancı taleplere karşı bir direnç oluşturmak ulusalcılığın-milliyetçiliğin gereğidir.

Türkiye ırkçı- kafatasçı olamaz, olmamıştır.

Ne var ki ulusalcıları-milliyetçileri ırkçı, kafatasçı göstermek için 16-17 yaşındaki cahil, yoksul gençlerin istihbarat servisleri tarafından kullanılabileceği  düşünülmeden, belli merkezlerden ulusalcılar-milliyetçiler suçlanarak bunun bir propaganda niteliğinde sürdürülmesidir.

Acı olan, budur.

Acı olan, siyasi sorumluluğu alanların farkında olmamakta direnmesidir.

Halkımız farkına varmaya başlamıştır.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Mahir Öztürk

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024