Tuncay Özkan
Tuncay Özkan’ı pazarları televizyonundan izlerim.
Arcayürek’le birlikte sundukları ilgi çeken o programını kaçırmamaya çalışırım.
İktidarın cumhuriyet tarihinde görülmedik uygulamalarını mizahi bir sunuşla anlatmaları programa ayrı bir güzellik katar
Ülkenin ekonomik, sosyal siyasal geleceği ile ilgili kaygılarını paylaşmamak mümkün değildir.
Hele ülkenin güvenliği, bütünlüğü ile ilgili endişeler.
Ortak noktalar…
Özkan’ın mitinglere katılıp konuşmalar yapması, konferanslar düzenlemesi gazeteciliğinin yanı sıra, bir eylem adamı olduğunu göstermesi bakımından da son derece önemlidir.
Saygı duyulur.
Tuncay Özkan’ı takdir ederim.
Özkan’ın programlarında CHP ve MHP için propaganda yapması ya da başka değişle bu iki partiyi tek seçenekmiş gibi takdim etmesi de saygıya değer karşılanabilir.
Çünkü bir CHP’li veya MHP’lidir, kim bilir? Olabilir.
Saygı duyulur.
Benim bir DSP’li olduğum gibi.
Türkiye’nin kurtuluşunu siyasette gören herhangi biri gibi şöyle düşünürüm;
Herkes inandığı ya da doğru bulduğu siyasi görüşe göre düşüncesini ifade eder, o görüşü temsil eden siyasi partiye destek verir...
Hele hele siyasi görüşünün ilkesel doğruluğuna inanıyor ve tavrını eylemsel olarak ortaya koyuyorsa, bir siyasi parti için oy talebinde bulunuyorsa, açıkça partim budur demek gerek.
Okuyucu, yazarın hangi siyasi partiyi desteklediğini okumak durumundaysa; yazarın partisini ve partisi adına siyaset yaptığını da bilmesi gerek.
Böyle düşünürüm; okuyucum, benim DSP’li biri olduğumu bilerek okur ya da okumaz. Değerlendirmesini de ona göre yapar
Özkan’da kafa karıştıran şöyle bir durum var!
Bir partinin önde gelenleriyle, Eskişehir’de konferans vermek güzel.
Tuncay Özkan’ı takdir ederim, ancak!
“AKP gidecek, teslimiyet bitecek, yerine CHP+MHP gelecek “
“İşte CHP. Eğer sağcıysanız MHP’ye, solcuysanız CHP’ye gidin oy verin”
Bu düşüncenin ifade edilmesi de düşünceye saygı çerçevesinde hoş karşılanabilir. Ancak…
“Ben, CHP ve MHP üyesi değilim. Siyasetçi hiç değilim” demek neyin nesi?
Siyaset, ayıp bir şey mi?
Üyesi olmasa da, bu ifadeler siyasetçiden daha siyasetçi olmanın kanıtı değil mi?
Şunu anlamakta zorlanıyorum bir çok aydın, yazar, siyasetçiyi alnında kırk kara bir şeymiş gibi yansıtıyor. Siyasetçi kötüyse; olumsuzluk, siyasette yer almayan aydınların bıraktığı boşlukta doğan bir şey değil mi?
Sadece Özkan mı? Hemen her gazeteci aydın siyasetçi olmaktan korkar.
Tarafsızlıktan söz eder.
Her yazarın çizerin siyasi görüşü yok mudur?
Oysa yazılan çizilen her şey siyasidir.
Tarafsızlık, bir o yana, bir bu yana olmak anlamına da gelebilir.
Siyasetçi olmayan, üyeliği de bulunmayan Özkan, CHP+MHP ittifakını önerirken Türkiye’yi, geleceği düşünmekten söz ediyor.
57. hükümeti anımsıyorum.
Ecevit Başbakan.
ABD’nin Irak işgaline yeşil ışık yakmayan.
Krizler filan, Ecevit hasta falan Türkiye’nin geleceği için…
YTP iktidara geliyor % 60’lı oylarla… Bu “A” planıydı, birilerinin.
Olmadı “B” planı AKP geldi.
Öyle değil mi?
CHP+MHP’de o birilerinin önümüzdeki seçimlerde bir “B” planı olarak düşünülmesin sakın.
Çünkü dışarıdan desteklenen, işbirlikçi sermayeden iltifat gören, yaygın medyada açılıştan açılışa koşan RTE’nin reklamından başka görüntü vermeyen AKP, esas oğlan görünüyor.
Yani! Plan! A!
Kim bilir belki“B” planı tutar.
Plan “B” olunca Türkiye’nin geleceği nasıl olur?
Ulusal olan ne varsa ayaklar altında değil mi?
Ulusal değerlerin sahibi, sadece milletin destekleyeceği bir ittifak daha doğru değil mi?
DSP+CHP omurgasında…
Baykal istemiyor!.
O zaman…
Doğru ittifak; “Ulusal ittifak” olması gerekmez mi?
Dışarının planlarını bozan…
Saygım baki, Özkan’a itirazım sadece bundandır.
Mahir Öztürk



