Direnerek küllerinden doğanlar…
“Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Tonybee “Tarihin İrdelenmesi “ isimli aş yapıtında uygarlıkların gelişme ve başarısında ırk ya da elverişli doğa koşullarının hiç birisinin rol oynamadığı görüşünü savunur. M.Ö. 350 yıllarında kurulan insanlık tarihinde ilk uygarlık olan Sümerlerden bu yana gelmiş geçmiş yirmi bir uygarlık üzerinde yaptığı incelemelerde, uygarlıkların gelişmesinde rol oynayan temel etkeninin bir toplumun sorunlara verdiği yanıt daha doğrusu ortaya çıkan sorunla ona verilen karşılık arasındaki diyalektik ilişki olduğu sonucuna varıyor.
Çevre sorunları zorlaştıkça yeni toplumun önüne çıkan sorunlar büyüyüp onları alt etmek için verilen mücadele yoğunlaştıkça toplum daha başarılı daha sağlıklı uygarlık kuruyor.
Bir zamanlar sulak ve verimli arazi olan Büyük Sahra iklim değişikliği sonucu çölleşince bölgede yaşayan toplukların bazıları kendilerini yeni iklim uydurarak göçebe hayatına başlıyorlar. Bazıları güneye inerek doğanın zengin, yaşamın kolay olduğu tropikal bölgelere yerleşip hiçbir ilerleme kaydedemiyorlar. Nil nehrinin bataklık ve ormanlık bölgelerine yerleşip çetin bir yaşam savaşı veren ormanları temizleyip bataklıkları kurutan sulama kanalları açan topluluklar Mısır uygarlığını kuruyorlar.
Çin’de uygarlık verimli topraklarda değil sarı ırmak’ın bataklık bölgesinde kuruluyor.
Avrupa’da kuzeye doğru gidip iklim koşulları sertleştikçe kurulan uygarlıklar daha sağlıklı oluyor.
Anadolu Selçuklu devletinin dağılmasından sonra ortaya çıkan bir dizi beylik arasında sadece Osmanlıların güçlü bir devlet kurabilmesi bu beyliğin Bizans sınırına yakın olmasına ve sürekli mücadele içinde kalmasına bağlıyor. Nitekim daha içerilerde bulunan Karamanoğlu Beyliği Osmanlıların gösterdiği dinamizmi sergileyememiştir.
Kuzey Amerika’nın tarihinde en önemli ve dinamik rolü oynayanlar ise son derece çorak ve verimsiz topraklara sahip olan New England bölgesinden geliyorlar.
1402 de Timur karşısında Ankara savaşını kaybeden Osmanlılar 51 yıl sonra Bizans’ı yıkarak dünya imparatorluğuna giden yolu açtılar.
1245’ te Köse dağ savaşında Moğolların karşısında yenilgiye uğrayan Anadolu Selçukluları bir daha toparlanamadılar. Çünkü dinamizmlerini yitirmişlerdi.
Asya’nın bir ucundan Anadolu’nun içlerine kadar dehşet saçan Moğol orduları ise ilk yenilgilerini Mısırda kurulan genç Memluk devleti karşısında aldılar. Sultan Baybars ‘ın komutasındaki Kıpçak Türkleri, Hülagu’ nun birliklerini darmadağın ettiler.
Sonuç olarak dış tehlikenin büyüklüğü; iç dinamizmini zamanının koşullarına göre kanalize etmeyi başaran toplumları sarsmıyor aksine onların güçlenmesine yol açıyor.”*
Tarih direnenlerin kazandıklarını; kolaya kaçan, pelteleşen ve yılgınlığa düşenlerin kaybettiklerini gösteriyor.
*Doç. Dr. İsmail Doğan SOSYOLOJİ Kavramlar ve Sorunlar Sistem yayıncılık İstanbul 1998



