Saklı Sırlar - Eskişehir Haber

Saklı Sırlar

Saklı Sırlar
Yayınlama: 9 Aralık 2007 Pazar - 1.260
A+
A-

 

Milyonlarca insanın, bilgilenme, kültürel gelişme aracı haline gelen televizyonlarda…

“Başbakan Recep Tayip Erdoğan…” diye başlayan haber bültenlerinden, Türkçeyi katleden canlı yayınlardan, Belediye başkanlarını reklâm eden kuşaklardan, AB’yin propagandasından sıkılanlardan mısınız? Bitip tükenmez türban haberlerinden.

Nadir de olsa televizyonda rastlanabilecek doğru programlardan bir tanesini izledim.

TRT-2’de Cuma günleri gece 22.30’da bir belgesel yayınlanmaya başladı. “Karlı Dağlar Ardındaki Sır” isimli belgesel beş bölüm devam edecek.

Kırgızıstan’da, Tanrı dağlarının yüksek eteklerinde, 3600 rakımlı bir vadide, taşlar üzerine çizilmiş resimler, soyut çizgiler, dünya uygarlığının nasıl başladığını anlatan bir tarih kitabı sanki.

Karlı dağların bu yüksek etekleri yılın dokuz ayı buzlarla kaplı.

Sanki, tarihin doğum yerinin belgesi, kaya sayfalar, doğal derin dondurucuda koruma altına alınmış gibi

Bu ilk uygarlığın tarih sayfaları; on bin kaya üzerinde, yüz bine yakın resim, çizim olarak çok şeyler anlatıyor olmalı.

Günümüzden yedi bin yıl öncesine uzanan. Belki de daha eski zamanlara varan.

Çok şeyler anlatıyor, Tanrı dağlarının eteklerinde sayfaları kayadan tarih kitabındaki saklı sırlar.

Saymalı taş olarak tanımlanmış.

Kayalara kazınan resimler, soyut çizgiler tarih öncesi dönemlere ait. Yazıya adım adım geçişin destanıdır anlatılan.

Geyik ve dağ keçisi resimleri.

İnsanların bir topluluk haline geldiği ilk zamanlarda geçim kaynaklarının en başında geyik ve dağ keçisi avcılığı geldiğini anlatıyor olmalı.

İnsan – insan resimleri, İnsan – tabiat resimleri…

Kayalarda güneş, yıldızlar; o insanların gökyüzüne ilgileri resmedilmiş.

Gök tanrıya saygı ifade edilmiş. İnanç şekillenmeye başlamış.

Saymalı taşta, boğaların çektiği gökyüzü arabaları resimleri var.

Gökyüzüne ellerini uzatıvermiş şaman resimleri.

Yıldızlar, yıldızların mevsimlere göre duruşlarını anlatan resimler.

Kurt resimleri.

Dünyanın bu bölgesinde şaşırtıcı yoğunlukta bulunan tek kaya resimleri.

Dünyanın dört bir yanına resimleriyle, dalga dalga yayılmış bu insan toplulukları. Yeni yerleştikleri yerlerde, uygarlığı yaratan, uygarlığı yabanilerle paylaşan insanlar. İşte bunlar Türklerdir.

Uygarlığın doğum yeri Orta Asya, uygarlığın bu ilk beşiğinde, 1900’lü yıllarda başlamış bilimsel araştırmalar. Özbekistan ve Kırgızistan arasındaki Bergana vadisinde.

Çok farklı sonuçlara varmış bilim adamları.

Asya’da çok sayıda arkeolojik alan ve yazılı eser mevcuttur. Sırlarla saklı.

Saymalı taşta resimden, soyut çizgiye geçişin örnekleri var.

Soyut çizgi; yazıya geçişin, düşünceyi ifade edişin göstergesi.

Ne yazık ki Orta Asya’da derli toplu bir araştırma yok.

Servet Somuncuoğlu’nun hazırladığı o mükemmel belgeselin ilk bölümünden kısaca bunları öğreniyoruz.

Aslan Bulut’ta makalesinde belgeselin nasıl hazırlandığının öyküsünü yazmış, kalemine sağlık.

İyi de, arkeolog, tarihçi bilim adamlarında görülen bu ihmalin, ilgisizliğin bir sebebi olabilir mi?

Cevabını sanki Aslan Bulut’un makalesinde buluyoruz, araştırma yapmak sponsora bağlı.

Küresel sermayenin ilgisini çekmiyor. Onlar medeniyet nasıl doğmuş öğrenilsin istemiyor.

Medeniyeti barbarlıkla ellerinde tutanlar,  medeniyetin tarihini, kendi ideolojik doğrultusunda bilinsin istiyorlar. Medeniyet, Yunanda başladı, Roma’da sürdü…

Ya ondan önce? Sümer, Eti uygarlıkları…

Neden hepsinin kökü; Asya uygarlığından söz edilmez?

Bunun en tipik örneği; Atatürk’ün 1932’de liselerde okuttuğu tarih kitabının, Atatürk’ü yitirişimizle birlikte müfredattan kaldırılmasıdır.

Milli eğitim politikalarının değiştirileceği ile ilgili ilk adımların atılmasıdır.

Herhalde Amerika’yla yapılan ilk anlaşmalarının ürünüydü.

O müfredattan kaldırılan tarih kitabını okuma fırsatı veren “Kaynak yayınlarına” teşekkür ediyorum.

Kitapta şu cümleler dikkat çekici;

“Avrupa alimlerinin insanlık ve insan ırkları hakkında verdikleri bilgiler hep kendi bakış açılarındandır. Bunlar, çok defa ırkları, takip ettikleri gayelere göre tasnif ediyorlar. Gerçekten, bu günkü Avrupa’nın büyük millet kütleleri doğrudan doğruya bir ırka mensup olmadıkları gibi bu cemiyetlerin çoğunluğunda bariz vasıflarını korumuş hakim bir ırkta mevcut değildir. Bu milletler değişik ırkların değişik oranlardaki karışımlarından meydana gelmiş yeni birer heyettirler.” (C;1,S;26)

“Kafkas dağlarından Tanrı dağlarına ve oradan Gobi çölü boyunca doğuya doğru uzanan…  Türkler burada tabiatın elverişli şartları içinde gayet çabuk çoğalmışlardı… Buzul devrinin sona ermesi Büyük Türk Denizi havzasındaki iklim şartlarını değiştirdi. Yavaş yavaş çekilen buzullar, Asya’nın kuzeyi ve en yüksek dağlarıyla sınırlı kaldı. (C;1,S;26)

“Sular azaldı. Gitgide daralan denizlerin yerini göller, bataklıklar aldı. Yeni kara parçaları ortaya çıktı. Yeşil alanlar ise kurak çöller halini aldı… Rüzgarlar kum getirdi. İç denizin ortadan kalkması, çölleşme sebebiyle Orta Asya’nın kapıları batıya açıldı. (C;1,S;27)

“Türkler medeniyetlerinin tohumlarıyla birlikte dört bucağa yayıldılar. Karşılaştıkları ilkel yerlilerle çarpışarak onları başka yerlere sürdüler ya da içlerine girerek uygarlaştırdılar.”

Cilalı taş devirde Avrupa’da yeni insanlar görülmeye başladı. Bunlar Avrupa’nın vahşi vaziyetini değiştirdiler. Bu insanlar Orta Asya’dan yayılan Türklerdi.” (C;1,S;13)

 “Nil vadisinde birden bire yontma taş devrinden maden devrine geçilmiş olması, ara devirlere ait eserlerin Mısır’da görülmeyişi bunun delilidir… “Arkeoloji buluşlarına göre MÖ 2000’den önce Avrupa’da bakır aletler bile az bulunurken o tarihte birden bire Tunç aletlerin çoğaldığını görürüz” (C;1,S;32)

Anadolu’nun batı kıyılarında ve Yunan yarımadasında yükselmiş medeniyetleri Anadolu içindeki, Mezopotamya’daki ve Orta Asya’daki eski medeniyetlerden ayrı incelemek mümkün değildir. (C;1,S;33)

Tarih batının anlattığı şekilde öğretiliyor.

Artık tarih yapanlara, tarih yazanlar hürmet etmiyor

Atatürk’ün tarihçilere iki yıllık bir araştırma ve çalışmanın ürünü yazdırdığı tarih kitabı, tarihi başka şekilde anlatıyor.

Öyle anlaşılıyor ki Somuncuoğlunun belgeseli Atatürk’ün yazdırdığı tarihi doğruluyor.

Somuncuoğlunun belgeseli on bin taş üzerine çizilmiş, yüz bin şeklin gizini sorguluyor

O zaman şöyle bir düşünce şekilleniyor kafamda;

Acaba, Türkler coğrafyanın zorlamasıyla yenidünyaların arayışına çıkmadan önce, törensel bir toplantı mı yaptılar? Ana yurtlarında yaşadıkları geçmişin öyküsünü mü yazmak  istediler?

Öyle anlaşılıyor ki Tanrı Dağları eteklerindeki giz; sayfaları kayadan, dünyanın yazılı ilk  tarih kitabıdır; resimler, şekiller, çizgilerle büyük göç öncesinin hikâyesidir anlatılan.

Anlatılmak istenen nedir?

Tam anlaşılamamış. Anlaşılması için yeterli çaba ne yazık ki harcanmamış.

Oysa yapılacak ciddi bir araştırma batıdaki hakim anlayışın değişmesine yol açacak, tarihi değiştirecek kadar değerli olabilir.

Kim bilir, araştırılmasına duyulan ilgisizliğin, çekingenliğin esası da budur.

Somuncuoğlunun belgeselinin devamını kaçırmadan izleyeceğim.

Saklı sırlar, çok büyük bir tarihi gerçeği saklıyor

Mahir Öztürk

 

 

 

 

 





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024