ADD
Açılımı Atatürkçü Düşünce Derneği.
Atatürkçü Düşünce Sistemini ilke edinenlerin bir araya gelip kurduğu dernek.
Olağan üstü kongreye gidiyor. Tartışmalarla birlikte. Kafalar karışıyor, üzüntü büyüyor...
Geçen gün yazdığım “ADD Birbirine Girdi” yazıma değişik çevrelerden tepkiler aldım.
Sayın Eruygur’un Kanada’da yaşayan devre arkadaşından bile yazıma yanıt geldi. Ancak Prof. Dr. Serter’i destekleyenlerden gelmedi. Serter’i destekleyenlerin neden desteklediklerini bir anlayabilsem onu da yazacağım. Serter’le ilgili sessizlik…
ADD’de şu görüşleri benimsemek mümkün mü?
Serter’in “Dinde Siyasal İslam Tekeli” kitabından birkaç paragrafı ele alıp, kapalı ifadelerin bende oluşturduğu düşünceyi sizlerle paylaşayım istiyorum.
Kitapta, dinle ilgili yorumlar yapılıp, dinde reformun gerekliliği vurguladıktan sonra Batı’nın “ılımlı İslam” tezlerini anımsatan cümleler var.
Ayrıca Serter kitabında bilimle din arasında bir bağ kuruyor.
“Bilim yüce yaratıcı gücün ve aklın delillerini, sağlam bir tanrı inancı oluşturacak bir biçimde insanlığa sunmaktır.” Diyor.
İyi de, bilimde sorgulama, şüphe var. İnançta kabul ediş var. Şüpheye yer yok. Birinde şüphe esas, diğerinde şüphelenmek yok. Bilim ayrı, din ayrı alan. Biri dünyayla ilgili diğeri öteki dünyayla… Bilim, nasıl sağlam tanrı inancı oluşturacak? Herkesin zihnindeki Allah inancı sağlam. Tereddüt mü var? İslam dini zaten Allah’la kul arasında kurulmuş bir kutsal alan değil mi? Ne şu kişi ne bu kişi ne de bilim o alana girebilir mi?
Serter’in kitabından;
“Kemalistler soruyormuş; Atatürk olsa ne yapardı? Onlarda kendilerini Atatürk’ün yerine koyarak sorunlara çözüm arama çabasında. Oysa ne din ne Atatürkçülük olarak tanımlanan dar kalıplar, Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmiyor…”
Serter’in sözünü ettiği “dinin dar kalıpları” konusunu din adamları bırakalım. Ama;
“Atatürkçülük olarak tanımlanan dar kalıplar!” Tümcesi neyin nesidir? İlkeler mi? O zaman Serter, Atatürkçü Düşünce Derneğinde, Atatürkçü düşünceyi değiştirme misyonu mu üslendi sorusu ister istemez akla geliyor. İşte budur kaygı uyandıran.
“Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmiyor?” Türkiye’nin sorunu nedir? Sömürücülerin dayatmalarıyla karşı karşıya bir Türkiye’midir? Yoksa Türkiye sömüren bir ülkemidir. Mazlum mudur? Saldıran mıdır? Görünen o dur ki ADD işte bu noktada karar verecek.
Atatürk ilkeleri, mazlum ülkelerin çağdaşlığa koşma ilkeleri değil mi? Türkiye’nin sorunlarını çözmeye Atatürk ilkeleri yetmiyorsa, yerine gelecek olan nedir? Şirket karları mı?
Bir iddialı söz daha, kitaptan;
“Türkiye’deki huzursuzluk, geleceği geçmişte aramaktan kaynaklanıyor. Ne demek geleceği geçmişte aramak? Zaman hızla ileriye doğru akıp giderken, geçmişi geleceğe taşımak, aklın çağa özgü ürünlerini geçmişe doğrulatmak gibi gerçekçilikten uzak bir gayretkeşlik gibi.”
Tarihten ders almayanlar tarihi yeniden yaşarlar. Tarih bilimine karşı duran bir bilim adamı olabilir mi?
Bir cümle de şöyle; “Geçmişi geleceğe taşımak, aklın çağa özgü ürünlerini geçmişte doğrulatmak gerçekçilikten uzak bir gayretkeşlik gibi”
Ne demek isteniyor? Gerçek ne? Halk yoksullaşırken, çok uluslu şirketlerin karları artıyor. Bu gerçeğe karşı gelinmez mi denmek isteniyor?
Irakta yüz binler öldürülüyor.
“Aklın çağa özgü ürünleri” nedir? Şifreli sözcükler.
Serter, “Toplumsal gelişme için doğrunun kıstası amaçlanan hedefe ulaşmadaki ‘yararlılıktır’ Bu ilke sosyal ekonomik ve siyasal sistem içeren tüm ideolojiler ve inanç sistemleri için de geçerlidir.”
“Türk aydını değişen koşulların bilincinde olarak, fikirsel üretimini tarihin parlak şahsiyetlerine mal ederek topluma dayatmak yerine kendi malı olarak hayata geçirmenin mücadelesini yapmalıdır. Artık tarihten ödünç alınacak fikirlerin borcunu, topluma huzur ve refah sağlayarak ödeyecek yeni düşünceler üretmenin zamanı gelmiştir.” Diyor.
Serter “Yararlılık”dan neyi kastediyor? Bu da açık değil? Kişisel yarar mı Toplumsal yarar mı? Koç’un, Sabanacı’nın, Yandaş müteahhit’in, çok uluslu şirketin sağlayacağı yararla, mersinli çiftçinin sağlayacağı yarar nasıl ölçülebilir? Yarar kişiler için mi olmalı halk için mi? Atatürk’ün halkçılık kavramı işte bu noktada ortaya çıkmıyor mu? Modası mı geçti deniyor?
Atatürkçü Düşünce derneğinde Atatürk düşünce ve ilkelerine ters şeyler mi çıkıyor?
Tam bu noktada, gelen bir iletiyi aynen aktarıyorum;
Değerli Mahir,
ADD derneğinin içindeki olayları ve detaylarını bilmiyorum. Ancak yeni başkan Şener Eruygur benim devre arkadaşım, eski Jan. Gn. komutanıdır. Çok ileri görüşlü ve vatanını, memleketini, Atatürk'ü seven bir arkadaştır. Dernek içindeki olaylar (varsa) ona en kısa zamanda parmak basacaktır. Ben bu hususta olumlu düşünüyorum
Gelen bir başka iletinin son cümlesi şöyle ; Bana göre, kitabına Atatürk aleyhinde o iddia edilen yazıları yazan kişinin ADD ye başkan yardımcısı olması tek kelime ile SKANDAL'dir. Nokta.
ADD’de artık kongresinde noktayı koymalıdır.
Bu tür tartışmaları, kaygıları, endişeleri gidermelidir.
ADD, Atatürk ilkelerine inananları siyasette bir ittifaka, bir dayanışmaya zorlamak misyonu olan bir dernek olmalıdır.
Bir de deniyor ki, ADD bir partinin arka bahçesi olmamalı. Bu da doğru, olmamalı. Atatürk ilkelerini savunan partileri bir seçim dayanışması, ittifakı için demokratik baskı görevini yapabilirdi. Olmadı. Bundan sonra yapmalı.
İzliyoruz gelişmeleri. Dileğim ADD’ye yakışan olur.
Mahir Öztürk



