Güçlüler Güçsüzler - Eskişehir Haber

Güçlüler Güçsüzler

Güçlüler Güçsüzler
Yayınlama: 13 Ocak 2007 Cumartesi - 1.262
A+
A-

             Dünyanın her yerinde güçlüler ve güçsüzler vardır.

            Gelişmiş ülkelerde de süpergüç de de.

            Güçsüzler,  güçlü ülkelerde hoyratça hırpalanmazlar, korunurlar; gelir düzeyiyle, iş imkanı ve güvencesiyle, ürün desteklemeleriyle, sosyal haklarla.

            Bu ülkeler, kendilerinin uyguladığı yöntemleri değil, tam tersi, güçsüz ülkelere güçlülerin korunması için baskı yaparlar. Çünkü güçlü bir avuç azınlık, ülkenin gücünü sömürsün güçsüzleştirsin diye. Güçsüz ülkenin gücü, güçlüleri zengin ettikçe, gücünü daha da tüketir. Küreselleşme diye icat ettikleri yeni sömürü işte budur.

            AB’sinin, IMF’sinin, Dünya Bankasının dayatmaları; çıkan reform yasaları güçlülere güç katan değil midir? Keyfi yerinde olmayan güçlü gördünüz mü hiç. Bir avuçturlar, sesleri öyle bir çıkar ki gök kubbeyi sarar.

            Güç paranın gücüdür, nice gazeteleri, profesörleri, sözde aydınları satın alır. AB’ci yapar. AB’nin dayatmalarına karşı olanlara iyi gözle bakılmaz. Fonlardan yararlanmayanlara enayimisin, havadan gelen para havası atılır.

            AB’de  Türkiye karşıtlığı yaygınlaştırılmaya çalışılır, AB’cilerin sesleri çıkmaz. AB’cilerin görevi sadece AB’ye hak vermektir.

            Adamlar haklı! Biz adam olmayızla söze girerler. Tecavüz, kapkaç, soygun, hırsızlık, uyuşturucu, terör… Her şey bizde. Avrupa medeni! Avrupa sözüne güvenilir! Çok çok olsa, AB’nin çifte standardı deyiverirler. AB, TIR’larına geçiş izni vermez, canım mahkemeler var, git hakkını ara…

            Yıllarca sürecek mahkemelerden nasıl karar çıkarsa çıksın, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olmaz mı? Ölme eşeğim ölme… Almanya, dost ülke, ihracatına engel koyan, mallarına bin dereden su getiren ülke…

            Vize, sağlık kontrolü, banka hesap cüzdanı vesaire vesaire… Çünkü Türk barbar! Onların aldıkları eğitim böyle, ders kitaplarında okudukları da bu değil mi?.

            Topluma karşı hastalıklılar her toplumda çıkar… Bunlar daha ziyade Batı hastalığı değil mi? Batı’yı taklit ettikçe, yoksullaştıkça artan hastalık…

            AB’nin istekleri arasında milli kültürü yükseltecek, ulus devleti güçlendirecek, üretimi ve toplumun gelir seviyesini  artıracak projelere destek hiç akıllarına gelmez. Ivır zıvır projeyse eğer destek var. Toplumu sarsan hastalıklarla uğraşılması taleplerinde yer almaz. Tersine hastalığın artması için kendisinin uygulamadığı yöntemler, kurallar dayatılır.

            Eğitimden sağlığa, ekonomiden savunmaya, güvenlikten tarıma her alanda akıl almaz, mantık kabul etmez dayatmalar peş peşe gelir.

            Mustafa Kemal Atatürk’le uğraş denir.

            Bir avuç güçlü, diline dolar.

            Çünkü talimat böyledir.

            Mustafa Kemal Atatürk felsefesi mazlumlar, güçsüzleri güçlendirmekti. Hakça bölüşmekti.

            Sömürü düzeninin güçlüleri neden Atatürk’ün devri geçti diyorlar?

            Neden “Atatürk’ten geçinenler” diye bir kavram geliştiriyorlar.

            Kafaları karıştırıyorlar!

            Atatürk’ün sırtından çıkar sağlamak anlamı yükleyerek.

            Geçinmenin mecaz anlamına sığınarak Atatürkçülere saldırıyorlar.

            Cambaza bak demezler mi adama; Kim kimin sırtından çıkar sağlıyor bir baksanıza;  üç beş sayfalık profesör imzalı raporlara binlerce dolar, hibe yardımı, proje desteği adı altında yüzbinlerce euro çıkar değil mi?

            Bir avuç güçlü, sömürünün maşası, AB’den geçinen AB’ciler…

            Ayıp olmuyor mu?

            Mazlumları, güçsüzleri konuşmak, mazlumları, güçsüzleri yücelten Atatürk’ten örnek alarak, dersler çıkararak  sömürüye karşı durmak gerçek yurtseverlik değil mi?

            Bağımsız olmak, özgür olmak mı paranın kuyruğunda, paranın buyruğunda kul olmak mı?

            Kula kulluk hangi çağın değeri?

            Bir avuç güçlünün, “teknoloji, yeni dünya düzeni, dünya küçüldü.. bağımsızlık mı kaldı” türünden sözlerini duyar gibiyim.

            Fransa’nın, Almanya’nın, Danimarka’nın, Yunanistan’ın, Venezuella’nın, Çin’in, Küba’nın, Rusya’nın bağımsızlığına  laf edebilir misiniz, iç işlerine müdahale edebilir misiniz?.

            Güçlüler, Atatürkçülükle kavga ede ede geldiler bu güne.

            Okları kırdılar, kırıyorlar bir bir; cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, milliyetçilik, devrimcilik, devletçilik.

            Devletçilik, karma ekonomiydi. Devrimcilik, İlerleme. Milliyetçilik, birlik bütünlük, Laiklik, çağdaşlık. Halkçılık, güçsüzün yanında olmak, Cumhuriyetçilik, güçsüzün iradesi idi.

            Bunların hangisi 30’lu yıllarda kalmış, çağdışı kabul edilebilir?

            Oklar, bir bir kırılacak, darmadağın olmuş Türkiye kolay lokma olacak.

            Güçlüler güçlerine güç katacak!

            Hedef bu!

            Güçlüler, bir avuç. Güçleri, paranın gücü.

            Çok bilinen bir hikaye vardır.

            Zamanın birinde padişah hastalanmış, oğullarını yanına çağırmış, onlara öğüt vermek istemiş. En küçüğüne şu oku kır demiş. Çelimsiz şehzade oku almış iki ucundan tutmuş ve kolayca kırmış. Diğer oğluna iki ok vermiş, kır, kırmış. Üçüncü oğluna üç ok vermiş kır, zorlanarak da olsa kırmış. Dört, beş, derken en güçlü oğluna bir deste oku uzatmış, kır! Oklar bir türlü kırılmıyor. En büyük, en güçlü şehzade mahcup. İşte o zaman padişah, evlatlarım ben ölüyorum. Yarın en büyüğünüz başa geçecek ama birlik olmazsanız hepiniz kırılan oklar gibi parça parça, yok olursunuz. Birlik olursanız okların birlikteliği gibi kimse sizi kıramaz, yok edemez.

            Türkiye’nin okları kırılmasın.

            Altı oka inananlar, işbirliği güç birliği yapsın.

            Güçlüler, bir avuç değil, milletin tamamı olsun.

            Mahir Öztürk





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024