Ağalar-Beyler
Bizim şehrin, bizim parkının, bizim kaysı ağacı altında sohbetler devam ediyor.
Hava hala kuru ve sıcak, park muhabbetleri ise karamsar…
Bu günkü sohbetimiz ilginçti, “Ağalar-Beyler siyaseti”
Yarışlı isminde bir köyümüz vardır, kenarında adıyla anılan ama suyunu yaz kış görmediğim birde gölcüğü...
Bende de bir anısı vardır; Geçen belediye seçimleri; rahmetli Ecevit seçim otobüsünde; bitkin; Denizlide Pazar yerini gezmiş, hayli de uzatmış. Ben de adayım;Tam da Yarışlı gölünün kenarından geçerken , ne o! Gölcük pırıl pırıl! Su toplanmış! Birden döndü Rahşan hanım ve sordu; bu gölün adı nedir? Düşünüyorum düşünüyorum, dilimin ucunda aklıma gelmiyor. Gerilerden milletvekili geldi ve “Yarışlı gölü” dedi.
Yola devam edildi, bir ara o bilmiş vekil, “Rahşan hanım seni artık sildi” gibi bir laf etti. O vekil hala vekil. Rahşan hanım sildi mi silmedi mi bilemem ama, “bununla silecekse zaten siyaset yapmanın da gereği yoktur” gibi bir lafta da benim ağzımdan çıktı.
Hiç düşündünüz mü; siyasi partilerde neden dedikodu yapılır da siyaset yapılmaz?
Her neyse!
Dün, o köyün ağlarıyla ilgili bir sohbet açıldı.
Yarışlının beyleri, evlerinin önünden eşek üzerinde bir adamın geçmesinden hoşlanmazlarmış. Köylüler tarladan dönerken bey evine yüz metre yaklaştılar mı eşekten inerlermiş. Evin tam önüne geldiklerinde ise bir selam çakarlarmış. Bey o gün evde sokağı seyretmiyorsa veya keyfi yerindeyse mesele yok, değilse neden selam veriyorsun diye yada selamı görmediyse, neden selam vermiyorsun diye meydan dayağı çekermiş.
Evden görüş menzili içinde merkebin pislemesi de yasakmış. Kazara merkep pisledi mi pisliğini torbaya koyup temizlemek merkep sahibinin işi.
Masamızdaki arkadaşlardan birisi de desinin bey köyünde muhtarken başından geçmiş bir hikayesini anlattı.
Eskiden köylerde toprak sulama arıkları vardı. Sulama zamanına yakın köylü seferber olur günlerce arıkları temizlerlerdi. Zaman Demokrat Parti zamanı. En çok su kullanan “bey” ne arık kazılmasında ne de masrafına katılırdı.
Köylü hep durumdan yakınırmış. Dedem muhtar, bir gün “bey’e çıkarak “Bey arıkların kazılmasına ya adam gönde ya da biraz para ver en çok su kullanan sensin, yazık oluyor köylüye” demiş.
Vay sen misin diyen, “muhtar olmuş komünist
Şikayet kaymakama, mühür alınmış
Muhtar ise daha yüksek makama baş vurmuş.
Soruşturma filan…
Köylü,” biz arıkları temizleriz,çalışmayı da severiz, beyimize zahmet vermek istemeyiz” gibi laflar etmiş.
Kaymakam durumu anlayınca, muhtara vermiş mühürü; verirken de, “arık işi bittikten sonra köylü çalışkan, şu yolu da tefsiye ediversin” demiş.
Yarışlının beyleri ile ilgili muhabbet o gün böyle kapanmıştı.
Ertesi gün kaysı ağacının altına yüz metre mesafedeki evinden iki dinlenmeyle ve bir dil altı hapı atarak gelen 98 yaşındaki Mehmet amcam, soluklandıktan sonra anlatmaya başladı;
“Demokrat Partiyi biz kurmuştuk bu şehirde. Milletvekilimiz de Yarışlı beylerinden Fethi Çelikbaş idi. Fethi Çelikbaş, Hürriyet partisine geçti, biz de onunla beraber geçtik.Burdur, o seçimde, Hürriyet Partisine dört milletvekili birden çıkardı. Hürriyet Partisinin Türkiye’de çıkardığı milletvekili de dörttü “dedi
Köy Enstitüsü mezunu 82 yaşındaki Veli hocam, “Mehmet abi, bir de Kayseri’den çıkardıydı Hürriyet partisi”
Mehmet amcam kesin ifadelerle” hayır dördün dördünü de biz çıkardık. İşte o kadar”
Dört beş fark etmez!
Mehmet Amcam devam etti., “İnönü’nün Burdur’a üçüncü gelişiydi. Yanında Fethi Çelikbaş; Demokrat Partili, daha sonra Hürriyet Partiyi kuranlardan bu Bey, CHP’ye geçmişti. İsmet Paşa, Çelikbaşın sırtını sıvazlayarak bu delikanlı çok kıymetli delikanlı diyordu. Çelikbaş’da İnönü’yü övüyordu.
Partiye geldim, il başkanı Erkazancı’ya, “Fethi Bey İnönü hakkında en ağır lafları etmişti, siyaset bu mu dedim ve o an bıraktım siyaseti.”
Bu sefer Köy Enstitüsü mezunu Kadir Hocam, “sadece İnönü’ye değil Atatürk’e de laf ediyorlardı”
Mehmet amcam itiraz etti, “Atatürk’e kimse laf edemez!”
Anlatayım dedi Kadir Abi, “Bir gün kahveye geldiler propaganda yapmak için. Demokrat Partililer, ‘Otuz sekiz yıldır bu memleket diye söze başladılar’ söz aldım, ‘herhalde otuz sekizden beri diyecektiniz, otuz sekiz yıl dediniz mi Atatürk’e de haksızlık ediyorsunuz’ İl başkanı ‘Otuz sekizden beri ‘diye ısrar etti. Yanımdaki biri de ‘şarkta kendine yer beğen’ dedi.”
Mehmet Amcam, “Erkazancı’nın denli densiz konuşmaları olurdu bazen. Bizler okumuş yazmış insanlar değildik. Hem şikayet ederdik hem beyler nereye giderse oraya giderdik.”
Ağalar- Beyler…
Güce eğilmek…
Bir kader midir?
Kula kul olmak ne demek?
Günümüz ‘Ağalar- Beyler’i merkebin mokuyla, arığın taşı toprağıyla ilgili değil ama…
Hayatımızın her anında…
Kimi, bir metrekarelik bezi kutsallaştırıyor.
Kimi, etnik farklılıklar yaratıyor.
Kimi, asgari ücretin altında sosyal güvencesiz çalıştırıyor.
Kimi, siyaseti tekeline alıyor.
Buna da demokratikleşiyoruz deniyor.
Daha fazla demokrasidir bunun adı, bir başka deyişle Yarışlı demokrasisi
Ağalar-Beyler demokrasisi…
Sıradan temsili demokrasiye ne zaman kavuşacağız?
Bizleri gerçekten temsil eden…
Mahir Öztürk



