Öteki olmayacağım, olmayacak, olmayacağız! - Eskişehir Haber

Öteki olmayacağım, olmayacak, olmayacağız!

Öteki olmayacağım, olmayacak, olmayacağız!
Yayınlama: 5 Temmuz 2007 Perşembe - 3.168
A+
A-

Eskişehir’de azınlık olmak ya da azınlığın azınlığı olmak…

Neden bahsediyorum diye düşünüyorsunuz değil mi?

 

Lezbiyen, gey, biseksüel olmaktan travesti ve transeksüel(LGBTT) olmaktan bahsediyorum. Azınlık olmak evet ama sayısal azınlık değil kültürel azınlık, dışlanan azınlık, cinsel azınlık olmaktan bahsediyorum. LGBTT bireyler bu toplumun %10’u gibi (sadece görünür bireylerle yapılmış bir araştırma) bir kesimini oluşturuyor ama yok sayılıyor, ötekileştiriliyor, dışlanıyor. Neden peki? Bu sorunun cevabı aslında bu yazıyı okurken yüzüne ekşiten veya bu kısma kadar gelmeden okumaktan vazgeçenlerde yatıyor.

Eşcinsel, biseksüel, travesti ve transeksüel olmanın bir hastalık olmadığı var oluşu tanımlayan ‘’cinsel yönelim’’ ve ‘’cinsiyet kimliği’’ olduğu gerçeği 1970’lerde Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından ilk olarak kabul edildi. Daha sonra uluslararası olarak kabul edilen bu gerçek tüm dünyada psikiyatride kabul gören ve kullanılan hastalık teşhis rehberi olan DSM4*de hastalık olarak yer almadı. Tam aksine homofobi* ve transfobi* yaygın bir hastalık olarak belirlendi. Aslında trajik olan 30 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala Türkiye’de homofobi ve transfobi hastası olan birçok insanın ısrarla LGBTT’leri ‘’hastalıklı’’ ilan edip, dışlaması ve hatta şiddetle baskılamaya çalışmasının ‘’doğru’’ kabul ediliyor olması.

Siyahî insanlar çok yakın bir zaman kadar köleydiler, insan oldukları gerçeği hoşnutsuzluk yaratıyordu birçok kişide özelliklede beyazlarla eşit haklara sahip olmaları düşüncesi bir saçmalıktı, nasıl böyle bir şey mümkün olabilirdi. Ayrımcılığa uğramaları doğaldı, farklıydılar çünkü ten renkleri farklıydı, ‘’normal’’ değillerdi. Çok yıllar sonra tüm siyahî insanlara uygulanan ayrımcılığın aslında ırkçılık olduğu gerçeği ortaya çıktı ve haklarını elde ettiler. İşte maalesef bunun gibi tarih hep acılarla ve çeşitli ayrımcılıklarla dolu. Ayrımcı olmak kolay çünkü; etnik azınlık olmanız, dinsel azınlık olmanız, herkesten farklı düşünüyor olmanız, teninizin renginin farklı olması, hem cinsinizi seviyor olmanız ya da kendinizi bulunduğunuz bedene ait hissetmeyip cinsiyet değiştiriyor olmanız yeterli.

İşte LGBTT’ler ayrımcılığın kolay olduğu bu ülkede tarihe geçecek olan ayrımcılıklara her gün yeniden maruz kalıyor. Tıpkı siyahî vatandaşlar ve çeşitli azınlıkların uğradıkları ayrımcılıklar gibi LGBTT bireyler de sadece ve salt olarak cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliklerinden ötürü gerek ailelerinden, gerek devletten, gerek polisten, gerekse yargı tarafından sürekli ayrımcılığa uğruyor. Haksız yere gözaltına alınmalar, cinsel yöneliminiz yada cinsiyet kimliğiniz anlaşıldığında işkenceye kadar varan bir sürü sorunla yüzleşmek zorunda kalmanız, yine var oluşunuzdan ötürü işten kovulmak, travesti olduğunuz için potansiyel aids’li muamelesi görüp eldivenli üzerinizin aranması yine travesti ve transeksüel olduğunuz için akşam belli bir saatten sonra keyfi uygulamalarla dışarı çıkma yasağı konulması örnekler o kadar çok ki sayfalarca sorun alt alta dizilebilir. İşin ilginç(aslında artık herkesin alıştığı) tarafı tüm bunlara yasalarda herhangi bir yasak olmadığı için gerekçe olarak her seferinde komik ve manasız sebepler sunulması. Özünde ve temelinde hep homofobi ve transfobi var.

Bir diğer konu marjinalleştirip ‘’yeni’’ gibi algılanıyor ve yok sayılıyor olmamız. Halbuki M.Ö 3000–2000 yıllarına değin uzanan yazılı LGBTT tarihi*nde kendisini var etmeye çalışan LGBTT’ler için tarih hep kara lekelerle dolu. Hitlerin Auschwitz'de Yahudileri, Eşcinselleri, Çingeneleri, Politik muhalifleri katletmesi gibi… İşin trajikomik yanı Hitler’de bir eşcinseldi ve homofobi hastalığı yüzünden azınlık olan herkesi yok etti, en sonunda da kendisini.

Yok sayılmak ağır bir duygudur ve insanları yaşadığı toplumdan uzaklaştırır. Üstüne birde şiddet ve eziyet görmek ise psikolojik travmalara kadar giden sonuçlar doğurur. LGBTT bireylerin tek isteği heteroseksüellerle(karşıcinsellerle) aynı haklarda ve aynı koşullarda yok sayılmadan kimliklerini ve yönelimlerini(tıpkı karşıcinsellerin hayatın her alanında ifade ettiği şekilde) yaşadığı toplumda var edebilmek, tabiki ayrımcılığa maruz kalmadan…

Eskişehir’de de tıpkı Türkiye’nin ve Dünya’nın her yerinde olduğu gibi LGBTT’ler varlar. Susmak, ayrımcılıkları kabullenmek, artık yok sayılmak istemiyorlar. LGBTT’lere uygulanan ayrımcılığın temelde insan hakları sorunu olduğunu bilen gerek LGBTT gerekse karşıcinsel bireyler MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu adı altında bir araya geliyor ve her türlü ayrımcılığa karşı sessiz kalmıyor, sesini yükseltiyor! LGBTT bireylerinin kendisini yalnız hissettirildiği bu toplumda ‘’Ne yanlış ne de yalnızsın!’’ sloganıyla birlikte daha güçlüyüz diyen MorEl tüm insan hakları savunucularını oluşuma destek olmaya çağırıyor!

 

İletişim İçin: morel.eskisehir@gmail.com

                      http://moreleskisehir.blogspot.com

 

*homofobi: eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı korku ya da ayrım ve hoşnutsuzluk içeren yaklaşım anlamına gelir. Eşcinsellik, dini, ahlaki ve politik nedenlerle toplumlarda genellikle negatif karşılanmış ve bu tavır homofobi olarak da adlandırılmıştır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Homofobi

*transfobi: travesti ve transeksüellerden korkma ya da nefret etme durumu. http://tr.wikipedia.org/wiki/Transfobi

*DSM4: açılımı "the diagnostic and statistical manual of mental disorders" olan Amerikan Psikiyatri Derneği’nin 1994'de çıkardığı akıl hastalıkları tanım ve semptomları el kitabının dördüncüsüdür.

* LGBTT tarihi: http://www.geocities.com/WestHollywood/Heights/3050/1999/Sayi58/5816.html



Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024