DIŞ TİCARETTE RUBLE VE RİYAL
Geçtiğimiz mart ayında Bakanlar Kurulu kararı ile, 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Karar’da değişiklikler yapılmıştı.
Buna göre Merkez Bankası sadece kendi işlemlerinde kullanacağı çevrilebilir dövizi tespit edip, bunun dışındaki yabancı paralar ile ilgili özel bankaların yaptığı işlemlere karışmayacak. Bu karar ile özel bankaların özellikle İran Riyali ve Rus Rublesi gibi dış ticarette ağırlık kazanabilecek para birimleri ile işlem yapmasının önü açılacak. AB komisyon raporlarının son bir kaç yıldır umut verici olmaması ile birlikte iktidarın son bir kaç senedir Rusya ve İran hükümetleri ile kurduğu ikili ilişkilerin bir sonucu olarak bi süredir ikili ticaretin üçüncü bir ülkenin para birimi ( avro ve dolar ) kullanılmadan gerçekleştirilmesi tartışılıyordu. Hem Türkiye’de hem de Rusya veya İran’da karşılıklı bir dış ticaret yapılacağı zaman iki tarafta çapraz kur riskine katlanmak durumunda kalıyor ve hem doların hem de avronun yaşadığı iniş çıkışların maliyetini üstlenmek zorunda kalıyordu.
Bu açıdan düşünüldüğü zaman yasal alt yapıların oluşturulması ve bankacılık sisteminin uyumu ile iki taraf içinde başlangıçta yararlı sonuçları olacağını gösteriyor. Ancak bu yeni düzenlemenin ne kadar yararlı olup olmayacağını görmek için ikili dış ticaretin derinliklerini anlamak gerekiyor.
TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARETİNE BAKIŞ Türkiye’nin 2008 yılı Dış Ticaret Hacmi 334 mia USD iken bunun 132 mia USD’si ihracat, 202 mia USD’si ise ithalat olarak gerçekleştirilmiş ve 69.8 mia USD dış ticaret açığı gerçekleşmiştir. 132 mia USD tutarındaki ihracat rakamının içerisinde Rusya’nın payı %4.9 iken İran’ın payı ise %1,53 olmuştur. Diğer taraftan 202 mia USD dolayında gerçekleşen ithalatımız içerisinde Rusya’nın payı %15.5 iken İran’ın ise %4.6 olmuştur. Bu verilere göre sadece Rusya’nın, Türkiye’nin dış ticaret açığı içindeki payı %35.1 olarak gerçekleşirken, İran’ın payı ise %8.7 olarak gerçekleşmiş. Kendi para birimleri ile dış ticaret yapmaya karar verdiğimiz iki ülkenin, Rusya ve İran’ın 2008 yılı dış ticaret açığımız içindeki payları %43.8. Diğer bir değişle 2008 yılı sonunda gerçekeleşen 69.8 mia USD ticaret açığının 42.8 mia USD tutarı Rusya ile olan ticaretten kaynaklanırken 6.1 mia USD si ise İran ile olan ticaretten kaynaklanmış. Aradaki farkın bu kadar büyük olmasının başlıca nedenlerinden biri de elbette bu iki ülkenin Türkiye için önemli enerji ithalatçıları olmalarından kaynaklanıyor. Bu açıdan bakıldığında dış ticarette Ruble veya Riyal’e dayanan bir ilişki gerçekleştirmek, iki ülkede bulunan ithalatçı ve ihracatçı firmalar için kambiyo işlemlerini basitleştirmenin ötesine geçiyor. Kaldı ki özellikle Rusya’da , Türk deri ve tekstil sektörünün satışları her yıl giderek azalıyor. Buna karşın enerjiye dayalı ithalatımız ise aksine artıyor.
TÜRKİYE’NİN ENERJİ İHTİYACINI RUSYA VE İRAN KARŞILIYOR Enerjide temel hedefimiz öncelikli olarak doğunun enerji kaynaklarını batıya taşıyacak ve alıcılarına birden fazla seçenek sunabilecek bir enerji koridoru haline gelmek. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Mavi Akım, Nabucco, Musul-Kerkük, İran, Hazar Boru Hatları’nın hemen hemen hepsinde temel amaç Türkiye’nin bölgede önemli bir aktör olabilmesi için enerji kaynaklarında da önemli bir oyuncu olması. Ancak elimizin altında ne kadar çok seçenek olursa olsun kartlar temelde tedarikçilerin elinde görünüyor. Kaldı ki doğalgaz ve petrol ithalatımıza baktığımızda, enerjide fazla bir seçeneğimizin olduğunu söylemekte güç. 2008 yılında petrol ithalatında Rusya’nın payı %36 iken İran’ın payı ise %35 olmuş. Diğer yandan doğalgaz içinde benzer bir tablo görünüyor: Rusya’nın doğalgaz ithalatımızdaki payı %63 iken, İran’ın ise %16 olmuş.
DIŞ TİCARETTE DENGESİZLİK Tabloya bu açıdan baktığımızda Rusya ve İran’ın hali hazırda ihracatımızda önemli bir payı bulunmazken, Türkiye olarak bu iki ülkeye temel ihtiyacımız olan enerjide açık bir şekilde bağımlı durumdayız. Türkiyet olarak daha ihraç ürünlerimizi üretmek ve ihraç edebilmek için bir dizi maliyetler katlanıyor ve dış ticarete bu aşamada daha başlayamazken, Rusya ve İran bize sadece doğalgaz ve petrol ihraç ederek zaten bu maliyetlerimize dahil olmuş ve dış ticaretlerini gerçekleştirmiş oluyorlar. Rusya ile ticaret ilişkilerimizde lehimize olan taraf ise müteahhitlik hizmetlerinin varlığı. 2007 yılında 3.8 mia USD olan projelerin toplamı 2008’in ilk on aylık döneminde 2.7 mia USD olmuş. Elbette Rus turistlerden kaynaklı turizm gelirlerini bu rakamlara dahil etsek bile dış ticaret açığını kapatmamız çok zor. Diğer bir sıkıntı ise Rusya ile olan bavul ticaretinde yaşanan büyük düşüşlerde yaşanmaktadır. Rus hükümeti, Rusya’da yerli tekstil sanayiyi canlandırabilmek için bir dizi önlemler almakta. Rusya 2003 yılında bavul ticaretinde gümrük avantajlarını ortadan kaldırmış ve bavul ticaretini ise 50 kg ve 1.000 USD ile sınırlandırmıştı. Rusya’ya olan ihracatımızın önündeki en büyük sorunlardan biri de şu an bu görünmektedir.
KAZANAN TARAF OLMAK ÇOK ZOR Hem Rusya hem de İran ile olan dış ticaret ilişkilerimiz açıklandığı üzere dikkate alındığında, bu oyunda kazanan taraf olmanın çok zor olduğu görülmektedir. Ruble ve riyalin konvertibl olmaması nedeni ile , ihracatçıların bu para birimini üçüncü bir ülke ile olan dış ticaretinde kullanabilmesi oldukça zordur. Değeri dolar ve avroya göre oldukça değişken olan Ruble ve Riyal ile yapılan dış ticarette akreditif ve nakliye sürelerinin de uzunluğu göz önünde bulundurulmalı ve hem özel sektörün hem de özel bankaların katlanacağı kur riskleri iyi hesaplanmalıdır. Merill Lynch’in 2009 yıl sonu tahminine göre Ruble’de değer kaybı %34, TL de ise %6 olacağı yönündedir. Bu kadar dalgalı bir para birimi ile yapılan ticarette, Türk işadamları Ruble’yi hızlı bir şekilde ellerinden çıkarmak isteyeceklerdir. Bu da dış ticarette özel sektörün almış olduğu kur riskini Merkez Bankası’na yüklemek anlamına gelmektedir. Merkez Bankası ise riski azaltmak ve talepleri karşılayabilmek için belli tutarlarda Ruble ve Riyal rezervi tutacak bu da Türkiye’ye ekonomik olduğu kadar siyasi zararlar getirecebilecektir. Bölgede Rusya ve İran’ın ekonomik olarak da etkinliğinin artmasının önü açılmış olacaktır. TL-Ruble ve TL-Riyal ile yapılacak ticari ilişkiler için bir öneri de ikili bir kur sistemi yaratılarak belirli bir süre kurların sabitlenmesidir. Dış ticaret açığı veren taraf Türkiye olduğu için bu kur sistemi oturana kadar ekonomiye ciddi bir yük getirecektir. Hem Rusya hem de İran ile yapılacak dış ticarette, ihraç ve ithalat malları listesi oluşturulup reeksportunun yasaklanarak suistimallerin önüne geçilmesi gerekmektedir. Üç ülkenin de merkez bankaları arasında dış ticaretten kaynaklı ikili döviz bakiyelerini tasfiye eden ve temizleyen bir hesap tutulması ( clearing ) için anlaşma yapılmalıdır. Temennimiz TL sının tüm dünyada saygınlık kazanması ve dış ticaretimizi kendi para birimimiz ile yapabiliyor olmak. Ancak bu tür ikili anlaşmalarda görülen ve görülmeyen çok sayıda ekonomik tuzak ve yasal boşluk olabilmekte.
Ertürk Demirel



