48 YIL GEÇTİ...
48 yıl geçti. Hasan Polatkan ve Adnan Menderes’in idamı için türlü gerekçeler sunulurken Fatin Rüştü Zorlu’nun yargılanma süreci ve idam gerekçeleri oldukça ilginçti. Aradan geçen tüm bu süre boyunca dış politikanın şahin hariciyecisinin dış güçler ve iç dinamikler tarafından idam cezası ile susturulduğu söylentileri , mahkemenin kayıtlara geçen idam gerekçelerinin önüne geçti.
1974 yılında Ecevit hükümeti’nin garantör sıfatı ile Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmasını sağlayan Zürih Anlaşması’nın (11.02.1959) ve yine Türk Toplumu’nun Kıbrıs Adası’ndaki haklarını koruyan Londra Anlaşması’nın imzaları dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile atılmıştı. Ayrıca 1957 yılında Kıbrıs Türkleri’ni EOKA terörüne karşı korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulmasını yine Fatin Rüştü Zorlu sağladı. Hariciyede pasif politikalara son verip, başta Kıbrıs olmak üzere bir çok konuda Türk Dış Politikas’nının çehresini değiştirmeye çalıştı.
Yıllardır hariciyede Fuat Köprülü (1950-1956) ile devam eden dış politika çizgisini terk edip şahin bir politika izledi. Londra Konferansı’nda Kıbrıs Adası’nda İngiltere ile birlikte Türkiye’nin de söz hakkı olduğunu ısrarla savunmuştu. İngiltere Dışişleri Bakanı MacMillan Kıbrıs’ın İngiltere’nin bir iç sorunu olduğunu dile getirirken, Zorlu bu konunun İngiltere ve Türkiye arasında karar verilebileceğini savunmuştu. Kıbrıs konusunda Yunan gazetelerine “Ya Kıbrıs’tan ya da Türk dostluğundan vazgeçmelisiniz” diyecek kadar Türk dış politikasının çehresini değiştirmişti.
16 Eylül 1961 yılında idam edilirken , idam sehpasında yaşananları Tarık Güryay anılarında şu şekilde yer vermiştir :
“Zorlu, ölüme gerçekten zorlu bir metanetle gitti. O kadar ki, hatta mahut gömleğin üzerine giydirilişinden sonra, kendisine dini telkinde bulunan hocanın, Arapça kelimeleri telaffuzda düştüğü hataları düzeltti. Kollarını arkadan bağlarken, başsavcıya son bir ricada bulundu. Ellerinin önden bağlanmasını istedi. Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı. Beraberce sehpaya doğru yürüdük. Ne masaya, ne de masa üzerindeki sandalyeye çıkarken yardım istedi. Hatta heyecandan eli titreyen cellâda: "Oğulum ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek" dedi. Sonra adetâ kendisini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi: "Allah memleketi korusun, haydi Allahısmarladık!" dedikten sonra, ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye bırakmadı. Boyu uzun olduğu için, ayakları masaya basmıştı. Cellât masayı itti. Ona bu kadarcık da iş düşmüş bulunmasaydı, Zorlu sanki asılmış değil, intihar etmiş olacaktı.”
Aradan 48 yıl geçti. Demokrasisi istiklal savaşı ile kurulmuş bir devletin, iç ve dış politikada istiklali için mücadele etmiş siyasetçisini idamının utancını yaşamaya devam ediyoruz.
Ertürk Demirel



