60. Hükümet Programı (7) - Eskişehir Haber

60. Hükümet Programı (7)

60. Hükümet Programı (7)
Yayınlama: 10 Eylül 2007 Pazartesi - 1.258
A+
A-

 

Programda, “Paradan para kazanma devri bitmiş, emekle, alın teriyle, bilgi ve beceriyle iş yapmanın ve kazanmanın esas olduğu bir dönem başlamıştır” cümlesi gerçeği ifade etmiyor.

Doğru değil! Dünyanın en yüksek reel faizini neden vermeye devam ediyoruz. Neden uluslar arası finans-kapital oluk oluk para akıtıyor?

Başbakan, borsanın şişen değerleriyle övünürken, bunu ekonominin istikrarı olarak takdim ederken kendisiyle çelişmiyor mu? Borsada % 70’lerin üzerinde hakimiyeti olan yabancı sermaye paradan ne kadar para kazandı?

Bunun cevabı; istikrar!

Ne yaman çelişki değil mi?

Programda, “Sağladığımız güven ve istikrar ile hızlı, yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirilmiş, geçmiş krizlerin açtığı yaralar sarılmıştır” denilmekte.

İşte güven ve istikrar diye öne sürülen sıcak para; yaratılan bu ortam, paradan para kazananlar için cennettir.

Programda, “İstihdamı ve üretimi destekleyen bir anlayış içinde; kapsamlı bir teşvik yasası uygulamaya konmuş, istihdam oluşturmanın dinamiği olan yatırımlar canlandırılmış…” denilse de…

Bu bir çarpıtmadır.
Programda, “2002 yılında %10,3 olan işsizlik oranı 2006’da %9,9’a gerilemiştir

denilse de...

Bu da doğru değildir, istatistiklerde yapılan hokus pokusun eseridir.

Programda, “Önümüzdeki dönem Hükümetimiz için uzun vadeli ekonomik gelişme ve kalkınma için sosyal politikaların merkeze alındığı bir dönem olacaktır” ifadesi devletin, sosyal devlet olma özelliğinden biraz daha uzaklaştırılması anlamına mı gelmektedir?

Bu durum, sosyal hakları biraz daha törpülenmiş bir halk manzarasıdır. Halkı, “gölge etme başka ihsan istemem” diyecek noktaya getirecektir.

Programda, “21. yüzyıl şartlarında nitelikli, becerikli, özgüveni yüksek, iletişime ve yeniliğe açık girişimci bir toplum, rekabet gücümüzün ve kalkınmamızın temel dinamiği olacaktır” tümcesini tersinden okuyalım.

Çünkü herkes 21. yüzyıl cambazlığında nitelikli, becerikli, girişimci olamaz ki; ötekiler ne olacak? Yüz binlerce eğitimli üniversite mezunu. Sadakadan mı yararlananlardan olmalı?

Diyelim ki herkes 21. yüzyıl yatırımcısı.

Ne yapacak bu yatırımcı? Bir büfe, konfeksiyon mağazası, bir başka ürün satan dükkan…

Dünya tekellerinin, kartellerinin pazarlamacısı…

Üçü, beşi kapanırken, biri açılan, renkli süslü dükkanlar…

Vahşi bir rekabetin içinde, babadan kalan serveti de tüketen bir nesil.

Açılan, kapanan dükkanları izleyiniz, satın aldığınız ürünlerin markasını.

Üretim, neden yabancı şirketlerin tekeline geçiyor, bir düşünelim isterseniz.

Programda, “Önümüzdeki dönemde SSK işveren prim oranı, 2008 yılında beş puan ile başlamak üzere kademeli olarak indirilecektir” denilmektedir.

Yük emekli sandığına bindirildi nasılsa.

Programda, “Geçmiş siyaset tarzının kalıntısı olan kısır tartışmalar ve ideolojik yaklaşımlar nedeni ile, göstermiş olduğumuz çabalara ve sağladığımız iyileşmelere rağmen, mesleki eğitim alanında uluslararası normlara uymayan ve işgücü piyasalarının talebinden kopuk bir yapı sürmektedir” denilmektedir.

Uluslar arası normlar diye hap yapılıp yutturulanlar da bir ideolojik yaklaşım değil midir?

Tekel konumuna getirilmiş bir ideoloji dayatılmaktadır.

Programda yer alan, “Bir yandan iş arayan çok sayıda insan, diğer taraftan aradığı nitelikte eleman bulamamaktan şikayet eden çok sayıda firma olması, bu yapısal sorunun çarpıcı bir göstergesidir” görüşü de doğru samimi değildir.

Çünkü, eskiden bir “İş ve İşçi Bulma Kurumu” vardı. İşçi ile işvereni buluştururdu; kaldırıldı! Neden?

Programda, “AK Parti iktidarının büyük önem verdiği AB’ye tam üyelik hedefinin de temel amacı her alanda insanımızın çağdaş standartlarda yaşam koşullarına kavuşturulmasıdır” denilmektedir.

AB’ye üye etmeyeceklerini, imtiyazlı adı altında sömürge haline getireceklerini artık herkes görüyor. Adamlar açık açık almayacaz diyorlar!

Tarihçi İlber Ortaylı bile, “Avrupa’da ilk birlik tasarıları 1623’te Venedik merkezli bir Avrupa öngörüyor... Bu Avrupa’da hiçbir şekilde Türkiye’ye ve Rusya’ya yer yoktur. Açıkça da ifade edilmektedir. Yeni bir Avrupa’da herkes vardır. Türkiye ve Rusya yoktur. Beğenseniz de beğenmeseniz de orijinal ve hakiki Avrupa dersi budur. Bu günde Avrupa’nın görüşü budur ve değişmedi… Avrupa Birliği dediğimiz de ne zaman çatırdar ne zaman değişir o da belli değil” diyor. (Avrupa ve Biz, S;226))

Çağdaş standartta yaşam koşulu emperyalist ülke olmakla sağlanabileceği neden hala tartışılmaz. Türkiye emperyalist ülke olabilir mi? Sonra neden olsun? Türkiye, kaynaklarını başkalarına peşkeş çekerek sömürülmekten kurtulduğunda yaşam koşulunun artabileceğinin daha ne zaman bilincine varacak?

Programda, “Ağaçlandırma, erozyonla mücadele ve iyileştirme çalışmalarımızı hızlandıracak, kentlerimizin etrafındaki ‘yeşil kuşak ormancılığını’ geliştirerek, daha yaşanabilir kentler oluşturulmasına katkıda bulunacağız” tümcesi de dikkat çekici.

Yüzlerce hektar ormanların yandığını duyuyoruz da neden ağaçlandırma yapıldığını duyamıyoruz? Yanan orman arazilerinin satışına izin veren yasayı çıkarmaya çalışıyoruz.

Neden, orman arazilerine yapılan kaçak yapılaşmaya izin veriliyor, verilmek isteniyor?

Programda, “Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) vasıtasıyla … Vatandaşlarımıza 10, 15, 20 yıl gibi vadelerle kira öder gibi ev sahibi olma imkanı sunduk” denilse de.

Bankerzedeler, İmarzedeler gibi TOKİ zedelerin oluştuğu dedikoduları yayılmaya başladı.

Programda, “Hükümetimiz, verdiği maddi ve manevi desteklerle, her zaman doğal afetlere maruz kalan vatandaşlarımızın yanında olmuştur” denilse de.

Erzurum’da bir belde, ahalisinin üçte ikisi göçmüş, kalan üçte bir, hala enkazıyla birlikte yaşıyor.

Bu hükümet doğal afetle karşılaşmadı, karşılaştığı ufak tefek sel hadiselerinde ise bilindiği gibi çuvallamıştır.

Türkiye’nin başındaki en büyük afet nedir?

Bu programın kendisi…

(Devam edecek)
Mahir Öztürk




Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024