Milliyet Gazetesi Spor Yazarı Uğur Meleke ile söyleşi
Türk takımları sizce grup maçlarında mı daha iyi konsantre oluyor yoksa eleme maçlarında mı?
Bizim sadece futbolcular açısından değil de sanki genetik olarak kısa vadeli işlerde daha çok konsatre olmak son dakika başarısı özelliğimiz var herhalde. O yüzden grup maçları uzun vadeli konsantrasyon, sistematik çalışma, disiplin gibi bizim çok da tanıdık olmadığımız özellikler gerektirdiği için eleme maçlarında çok daha fazla başarılı olduğumuzu düşünüyorum.
Bunun sebebi sizce ne? Takımların, medyanın ve kamuoyunun maçları algılaması ile mi ilgili? Futbola ne kadar profesyonel yaklaşıyoruz.
Akdeniz toplumu, sıcak kanlı insanlar, her hangi bir iş kolunda da uzun süreli disiplin gerektiren arenada başarılı olacağımızı zannetmiyorum. Ama kısa vadeli işler, pratik zeka, kurnazlık gerektiren işler gerektiren işlerde daha fazla başarılı oluyoruz.
Ama Fransa ve İtalya’da Akdeniz toplumu ve onlar sistemlerini oturtmuşlar. Konsantrasyon, profesyonellik sorun olmuyor onlarda.
İtalya’yı bir kaç defa görme fırsatım oldu. Bize çok benziyorlar. Sokaktaki hengame, yaşam tarzları, trafikteki sorunlar bizi andırıyor. Eğer bizden biraz üstünlükleri varsa kurumsal yapıyı daha çok oturtmuş olmaları olabilir. Belki ödül-ceza yönetmeliğinde daha başarılı olmuş olmaları olabilir. Eğer bizde cezalar caydırıcı uygulanabilmiş olsaydı sorunlar daha çabuk çözülmüş olurdu.
Juventus örneği mesela...
Bizde bunun çok defa yaşandığı söylendi. İspat edildi. Çok güzel bir örnek, onlar bunun karşılığını uyguladılar. Uygulamaya koyuldu. Seksenlerde Milan’ı küme düşürüdüler, 2000’lerde de Juventus’u küme düşürdüler diye on yıl sonral yirmi yıl sonra konuşuluyor olacaktı. Juventus ve Milan’ı küme düşürdüyse bu ülke bizi de küme düşürür diyeceklerdir diğer takımlar.
Bizde böyle bir şey olsa. Mesela son derbi maçından sonra Galatasaray veya Fenerbahçe küme düşürülseydi ne olurdu?
Hiç bir şey olmazdı. Denemedik ki! Hep bir korku cumhuriyeti yaratmışız. Ondan korkarak çekinerek yaşıyoruz. Juventus ve Milan’ı küme düşürdüler bir şey oldu mu? Bunlar dünya çapında taraftarı olan kulüpler. Fenerle Galatasarayla kıyas kabul etmez. Juventus’un iki yüz ülkede taraftarı var desem yalan mı? Tüm dünyada beş yüz milyon taraftarları var desem yalan mı? Vardır yani. Böyle küresel marka değeri olan kulüp. Sadece o sene yayın haklarından 130 mio avro kayıp yaşadılar. Bu sadece bizim bütün havuzun değeri. Sadece Juventus ‘un kaybı bu. Kaybettikleri oyunculara bakın küme düştükleri için: Zlatan İbrahimovic, Zambrotta, Patrick Viera, Cannavaro’yu kaybettiler. Çok ciddi 6-7 dünya çapında futbolcularını kaybettiler. Bir tanesi Galatasaray ve Fenerbahçe’de yok. Keşke bizde de düşürseler de görsek ne olduğunu. Bence hiç bir şey olmaz.
Türk futbolunda kulüpler bazında belli bir istikrar yakalayamadık ne yazık ki. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin başarılarında da bir istikrar göremiyoruz. Sorun nerede? Teknik adamlarda mı, kulüp yöneticilerinde mi, alt yapımızda mı?
Aslında bir zincirin halkaları gibi. Sporcular, teknik adamlar, spor medyası, kulüp yöneticileri bir zincirin arkası. Biri geri giderken diğeri ileri gidemiyor. Geride olan önde olanı çekiyor. Zincirin halkalarının ileri gitmesi için hepsinin ileri gidiyor olması gerekiyor. Beraber hareket etmeleri gerekiyor. Ama sıralamaya koymak gerekirse en geride olanın kulüp yöneticileri olduğunu düşünüyorum. En geriden çeken onlar bence. Sporcular ve antrenörler biraz daha önde olduğunu düşünüyorum. Eğer kulüp yöneticileri o silsileye katılabilseydi ve sporcular ile antrönerler ile kafa kafaya gidebilselerdi bu Galatasaray’ın 2002 ve Fenerbahçe’nin 2008 başarısının en azından orta vadeye en azından yayılabilirdi herhalde. Zaten en azından Fenerbahçe’nin başarısının devamının olmamasında kimse Zico’yu suçlayamaz. Basit bir örnek bu. Kimi suçlayabilirsin bu arada. En geride kulüp yöneticileri, onlardan biraz daha önde ama geride spor medyası en önde sporcular, hakemler ve antrenörler olduğunu düşünüyorum. En önde antrenörler. Sonra sporcular ve hakemler. Aslında hep onların geride olduğunu iddia ediyoruz öyle değil mi?
Hakemleri nasıl görüyorsunuz bu arada?
Kıyas yaparsak çok öndeler. Hem yöneticilerden hem de spor medyasından çok öndeler. Hem bilgi hem birikim olarak.
Aslında İngiltere’de de hakem kararları çok tartışmalı. Ama orda bu kadar baskı olmuyor.
İngiltere’deki durum biraz farklı aslında. Bizdeki hakemleri İtalya ve İspanya’daki tartışmalarla kıyaslamak gerek. İngiltere’de hakemler tam profesyonel ve yarı profesyonel. Bizde hakemlere müsabaka başına 1.500-2.000 TL ödeyebilirken İngiltere’de yıllık 2.5 mio € yıllık bir hakemin bütçesi. 47-49 yaşına kadar hakemlik yapabiliyorlar. Bunlara bu kadar para ödenirken daha fazla yararlanmak istiyorlar. 16 veya 19 profesyonel hakemleri var. Bunları değiştirme şansları yok. Futbolcular da bunun farkında. Bir gerekçe bu. İkinci gerekçe de şu, yine bizden farklı olarak: Premier Lig bir şirket. Yan Premier Lig AŞ gibi. Borsaya açık ve çok ciddi bir şirket. 2.5 mia USD değerinde bir şirket. Toplam küresel futbol değerinin 13 mia USD olduğundan bahsediliyor. 200 tane lig var ve beşte bir değerini tek bir lig almış. 2.5 mia dolarlık bir şirket için konuşmak da biraz cesaret gerektiriyor. Çünkü şirketin borsadaki değerini kafana göre düşüremezsin. Ticari mahkemeye verirler adamı. O yüzden öyle televizyon yorumcuları hakemler ve futbolcular hakkında kolay kolay konuşamaz. Onlar için yargıya güven var, yargı çalışıyor. Burda birisi televizyona çıkıp SüperLig’de şaibe var ama ispatlayamıyorum diyor. Bununla kulüplerin ve Süper Lig’in marka değerini düşürüyor, belki sponsorlarını kaçırıyor. Çünkü sponsorlar lig şaibeli diye sponsor olmak istemiyor. Biz bunu basketbol liginde gördük. Kulüplerin forma reklamları bulamadığı zamanları gördük. Ama bunun hiç bir karşılığı yok. Televizyonda bunu söyleyen adam hâla konuşuyor, on yıl sonra da hâla konuşuyor olacak.
Bununla birlikte futbol mentalitesi de önemli sanırım. Bizim bir futbol ekolümüz yok. Fatih Terim’de sıkça dile getiriyor. Brezilya, Hollanda veya Almanya gibi vir ekol olmalıyız diyor. Bunun başarmak için nereden başlamak gerekiyor?
Bu ekol denilen iş holistik bir iş aslında. Az önce bahsettiğimiz o zincirin halkalarının bir arada hareket etmesi gerekiyor. Ama federasyonun bununla ilgili bir çalışması var. Ben umutsuz değilim. Bir futbol gelişme merkezi kurudular. Yıllık 50 mio TL bütçesi var. Çok ciddi bir rakam var. Futbol paydaşları içinde en fazla payı alıyor. Ne yapıyor? Akademi ligleri kurdu: 12-13-14-15 yaş ligleri kurdu. Buralarda profesyonel takımların alt yapı takımları yarışıyor. Alt yapı organizasyonu sağlıklı olmayanı lige almıyorlar. Mesela alt yapısı çok sağlam olduğunu düşündüğümüz Kayserispor’un çok fazla eksiği olduğu görüldü. Onlara öneriler getirdiler. Bankasya 1. Ligin’de mücadele eden Güngören Belediyespor’un alt yapı ile ilgili hiç bir çalışması yokmuş. Federasyon artık bunları hep denetliyor. Birinci iş bu. İkincisi hakemleri yarı profesyonel yapmak için uğraşıyorlar. Haftasonları hakemleri Silivri’de kampa alıyorlar. Eğitimleri baştan yenilediler. 85 yllık Cumhuriyet tarihinde müfredatı hiç yazılmamış hiç. Hakemlerin eğitimi var ama müfredatı yok. Yazılı bir şey yok. Hocaların keyfine kalmış. Antrenörlerin eğitimi var müfredat yok. Anrenörlük kursları açılıyor yazılı bir şey yok. İnanabiliyor musun? 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde bir müfredat yazılmamış. Federasyon çalışıyor bununla ilgili.
Ekol olmaz elbette.
Tabi, tabi.. Ekol olması mümkün değil. Dolayısı ile bütüncül yaklaşıp, futbolun paydaşlarını tek tek geliştirmek gerek. Bununla ilgili federasyon akil insanlarla destek alıyor. Daha önce spor medyasının bunlardan bilgisi yoktu artık bilgilendiyor. Mesela halı sahaların yönetiminin federasyona geçtiğini biliyor muydunuz? Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nde bununla ilgili protokol yapılmış. Halı sahaların gündüz saatleri boş. Çocuklara spor yaptırılacak nerede yaptırılacağını düşünmüşler, halı sahaların boş saatleri olduğu görülmüş. Atıl saatlerde kullanılmak üzere protokol yapılmış. Düşünülmemiş daha önce. Şimdi düşünen birileri var. Okul antrenörlüğünü geliştiriyorlar. Her okulun bir beden öğretmenini 40 saat eğitime alacaklar. Antrenörler yapacaklar. Böylelikle okul takımlarının başındaki hocalar kafalarına göre değil aldıkları eğitime göre eğitim verecekler.
Federasyon’un çabaladığından bahsettik. Peki Merkez Hakem Kurulu?
Bizim hakemlerin kural bilgisi , fizik kondisyon eksikliklerinin çok olduğunu düşünmüyorum. Bizim hakemlerin en büyük eksikliği moral. Komite bununla ilgili çalılıyor. Ama komite dışında paydaşlara düşen vazifeler var. Bununla ilgili bir çalışma yapılmıyor. Hakemler hakarete maruz kalıyorlar. Mahkemeye gidiyorlar, gitseler de sonuç alamıyorlar. Bunun çözülmesi gerek. Biri kalkıp da sen bekçi gibi düdük çalıyorsun, karınla sorunun var dediğinde adamın mahkemeye gidebiliyor olması gerek. Bu insanların günlük yaşamları da var. Günlük hayatta da işleri var. Günlük hayattaki işinde başına böyle bir şey gelse neler yapabileceğini düşünemiyorum. Ama hakemlik yaptığında kurum zedelenmesin diye hiç bir şey yapamıyor.
Son olarak şunu soracağım. Anadolu takımlarının belediyelere bağlı olması bir sorun mu, aşılabilir mi?
Bu kulüplerin belediyelere veya zengin iş adamlarına bağlı olması ekonomik özgürlüklere bağlı diyoruz. Peki bunların ekonomik özgürlüklerinin sebebi ne? Tamamen kötü yönetimden kaynaklanıyor. Türkiye’de bir Anadolu takımının, 14 takımın yıllık geliri 11-12 mio USD den aşağı değil. Yani yayın havuzundan, isim haklarından, İddia^’dan hiç bir çaba göstermeden aldıkları para bu kadar. Hiç bir şey yapmasınlar, maçlara hiç seyirci gelmesi aldıkları tutar bu. Bu para Hollanda’da, Belçika’da şampiyonluğa oynayan takımların geliri düzeyinde. İsviçre’dekilerin çok üstünde. Bu para çok ciddi bir para. Tahmin ediyorum Az Akmaar’ın geliri bu düzeyde. Bizdeki sıkıntı da kötü yönetimle ilgili. Kötü yöneten, parayı kötü harcayan yöneticilerden hesap sorulamamaması.
Teşekkürler.
Ben teşekkür ederim.



