LİKİDİTE TUZAĞI
1999 yılında, Ben Bernanke daha FED Başkanı seçilmeden önce , FED de düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşma kendisine “helikopter Ben” lakabı takılmasına neden olmuştu. Yaptığı konuşmada Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Milton Friedman’ın “deflasyon olduğu dönemlerde finans kuruluşları fonları ihtiyacı olanlara aktarmakta isteksiz olabilirler. Böylece, ekonomide durgunluk bir kısır döngü halini alabilir. Merkez Bankası gerekiyorsa likiditeye ihtiyacı olanlara havadan para saçarak doğrudan para aktarmalıdır” , demecini dile getirmişti. Bu konuşmadan sonra Ben Bernanke “helikopter Ben” lakabı ile anılıyor. Milton Friedman’ı haklı çıkarırcasına son on senedir her krizde Amerika’dan Japonya’ya uygulansın ya da uygulanmasın bu teori mutlaka iktisatçılar tarafından tartışılıyor. 1998 yılında gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizlerin ardından, Japonya’da yaşanan büyük durgunlukta, 2008 yılı başında Amerikan piyasalarında görülmeye başlanan düşüş ile birlikte helikopter Ben’i bir reçete olarak karşımızda gördük. Bu fikirin karşılığında ise Büyük Buhran’dan sonra Keynes’in “likidite tuzağı” teorisi olarak andığı derin bir korku iktisat tarihinin derinliklerine atılıyor. Keynes’in, "Eğer bankaya 100 pound borcunuz varsa bir sorununuz var demektir. Ancak borcunuz 1 milyon poundsa bankanın bir sorunu var demektir" sözlerini söylediği günlerde bir teori olarak geliştirdiği likidite tuzağını şöyle açıklayabiliriz: Keynes’e göre faiz oranının düşmesine neden olan şey para arzının artmasıdır. Böylece efektif talepte artış olur. Hükümetlerin ve merkez bankalarının tam da istediği gibi üretim ve istihdamda artış olur. Ancak piyasada likidite tuzağı oluştuğunda ve ekonomide faiz oranları en düşük seviyesine indiğinde, para arzını arttırsanız bile faizleri daha fazla düşürmek mümkün olmuyor. Böylece ne para arzındaki artış ne de düşük faiz ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor. Merkez Bankaları ve hükümetler piyasaya para sürerek piyasaları ve yatırımları canlandıracaklarını farzederken tüketim ve yatırımların artmadığı görülüyor. Piyasada bu durum ise ölü nokta olarak algılanıyor. En son 2007 yılı sonunda Başkan Bush 145 mia dolarlık ekonomi paketini açıkladığında helikopter Ben’in piyasaları canlandıracağı konuşulurken bir yandan da ihtiyatlı iktisatçıları likidite tuzağından dem vururken görmüştük. Bugün içinde yaşadığımız finansal krizin henüz dip yapmadığı vurgulanırken tüm ekonomik önlemlerin arasında “likidite tuzağı” helikopter Ben’in karşısında 1930 lardan kalma kötü bir anı olarak çıkıyor. Sadece G 20 toplantısı ile alınan kararda dünya piyasalarına aktarılacak trilyonlarca dolar değil krizin ilk anından itibaren piyasalara aktarılan milyarlarca doların nasıl kullanıldığı ve kalan bakiyenin nasıl kullanılacağı büyük bir soru olarak karşımızda duruyor. Merkez Bankaları nihai tüketicilere yada işletmelere bu paraları nasıl aktaracak? Finans piyasalarına aktarılacak yaklaşık bir trilyon dolar piyasaya zamanında ve dağınık bir şekilde gidebilcek mi? Yoksa belli fonlarda toplanıp yine paradan para kazanıldığına mı şahit olacağız? Faizlerin dip yaptığı, piyasalarda paranın ( özellikle Amerikan Doları’nın ) çok, para dolaşım hızının ise yavaş olduğu bir döneme girmek üzereyiz. Dünya uzun vadede doların dramatik düşüşlerine sahne olabilir. Ancak hem FED’in hem de merkez bankaları ve ekonomileri dolara endeksli ülkelerin tek başlarına yapabileceği pek bir şey yok gibi görünmekte. Piyasaların tek beklentisi doksanların sonlarındaki balonun tekrar şişirilmesi. Bunun içindir ki geçmişte olduğu gibi birlikte hareket etmeye devam edeceklerdir. Doların, yani Amerikan hükümetinin tek başına yapabilecekleri sınırlı iken ekonomi tarihçileri gelecekte bugün için tarih sayfalarına yeni bir Plaza Anlaşması yazabilir. 12 Eylül 1985’te Almanya, Fransa, İngiltere, ABD ve Japonya’nın aralarında imzalanan anlaşma ile ABD dolarını, kendi paraları karşısında devalüe etmişler ve küresel bir çöküşün önüne geçmişlerdi. Çok değil bir sene sonra kriz gerilediğinde ve piyasalar bir likidite tuzağına düştüğünde ABD kadim dostları Avrupalı devletler ve Japonya ile yeni bir Plaza Anlaşması imzalamak zorunda kalabilir. www.erturkdemirel.blogspot.com



