Lejyoner
O gün, bizim şehrin parkında, kaysı ağacının altında bir grup arkadaş siyaset sohbetleri yapıyorduk.
Uzaktan masamızdan tarafa ısrarla bakıp, el sallayan bir yabancı dikkatimi çekti.
Sanki uzaklardan kendisini tanıyor gibiydim, sanki bir yandan da yabancı gibi geliyordu. Hiç karşılaşmadığım.
Masamıza yaklaştı.
Devre arkadaşlarımdan emekli öğretim görevlisi Hüseyin tanıdı; Oooo Hoş geldin “lejyoner!”
Ortaokulu okuduğumuz sıralarda aynı devre imişiz..
Gerçekten “Lejyonermiş” arkadaşımız.
Fransız ordusunda.
Astsubaylığın son rütbesini kazanmış, yirmi yedi yıllık bir asker. Bir buçuk ay sonra emekli olacakmış.
12 Mart’ın arananlar listesindeymiş, Fransa’ya sığınmacı olarak kaçmış. Fransa Ordusuna Lejyoner yazılmış. Fransız lejyoneri olarak dünyanın dört bir yanında görev yapmış.
Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca… Zazaca bildiği diller arasında.
Fransızca, İngilizce… tamam da, Zazacayı nasıl öğrendin?
Anlatıyor arkadaşım; “benim için dil öğrenmek zor değildir, kulağım çok iyidir, çabuk kaparım. Zazacayı da, Amerikalılar, Irak’ın kuzeyine geldiklerinde bizim birliği de oraya gönderdiler. Gerçi Fransa, ABD’nin Irak saldırısına katılmadı ama gözlemci olarak oradaydık. Amerikalılar ne yapıyor, ne ediyor onları gözetlemekti görevimiz. Başka bir şeye karışmıyorduk. Oradaki Zazalarla konuşmalar sırasında öğrendim Zazacayı da.”dedi.
Zazaca, Tunceli çevresinde konuşulur bilirdim.
“Orada da konuşanlar var” dedi. Zazaca yazılı bir değil, yazılsa okuyabileni yok. Kuralı yok, grameri yok.
Fransızlar, Irak’ın Osmanlı topraklarından koptuğu zaman orada Kürt enstitüleri kurmuştu. Enstitüde Kürtçe’nin tek dil olarak benimsenmesi için ne Soraniceyi ne Zazacayı göz önüne aldılar, “Kırmançiceyi” geliştirme ve yaymayı amaçladılar.
Lejyoner, “Hala o enstitü var. Bizim görev yaptığımız bölgede Kürtler Zazaca konuşurdu. Kürtler arasında da çok bölünme var” dedi.
Kürtçe’nin Türkçe, Farsça, Arapça’dan köklerini alan bir yayla dili olduğu üzerinde görüşler tartışıldı aramızda.
Kürtçülüğü yaymaya çalışan elitlerin aslında Kürtçe’yi hiç bilmedikleri, Kürtçülüğün, bir emperyalist kışkırtma olduğu uzun uzun konuşuldu.
Tıpkı Ermeniler gibi.
Kürtlerden önce Ermeniler emperyalist kışkırtmanın aletiydiler. Hala öyleler.
Kürtler de Ermeniler de Orta Asya Şaman geleneğinden gelen boylar. Ermeni Gregorian mezhebinin simgeleri, ayinleri arasında. Güneşe, aya hala saygı vardır.
Doğu Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’da Hıristiyanlığı yayma amaçlı saldırıları sırasında bölge insanına zorla Ortodoksluğu kabul ettirmişti. Daha sonra MS.451 yılında toplanan Kadıköy konsilinde Doğu Roma kilisesinden ayrıldılar. Gregorian kilisesini kurdular. O tarihten itibaren Gregorianlığı kabul etmiş olanlarla, Ortadoks kalmış ahaliye Ermeni dendi. 12. yüzyılda bir kısmı Katolik oldu. 19. yüzyılda Amerikan misyonerlerin etkisinde Protestanlığı kabul edenler de oldu.
Saman dini, bilindiği gibi doğaya tapma idi.
Geleneklerinde, göreneklerinde, adetlerinde bir birine benzerlikler var. Türk boylarından olduğu konusunda ciddi araştırmalar var.
Emperyalizmin tetikçisi durumuna gelen Ermeniler 1852 Paris Anlaşması sonrası isyanlar, ayaklanmalar, terör olayları, baskınlar, katliamlarla anılır oldu.
Kilise okullarında, Amerikan kolejlerinde Türk düşmanlığı aşılanıyordu.
Osmanlı’da altı yüz yıllık “sadık tebaa” ne olmuştu da bir katliam, soykırım makinesine dönüşmüştü?
Devletin üst kademelerinde görevler alıyorlardı. Bakan dahi oluyorlardı. Mahkemelerde, şehir meclislerinde azınlık olmasına rağmen eşit temsil ediliyorlardı.
Lejyoner, “şimdi de düşmanca duygulara sahipler” diyordu. Birliğinde Ermeniler varmış.
“Türkler, Ermenilere soykırım yaptı” derlermiş.
Bir soykırım denecekse, emperyalist destek ve kışkırtmayla Ermenilerin yaptıklarıdır. Doğu Anadolu’da yüzlerce kanıtı var. Kuyulara atılmış Müslüman Türk, Kürt cesetleri.
Sohbet böyle sürerken içimizden biri, Fransa’da soykırım yaptı dedi.
Fransız Lejyoneri arkadaş, “bunu bana anlatma, ben dünyanın birçok yerinde görev yaptım, en canlı şahidi benim, neler neler yaptık, yapıyoruz” dedi.
Batının genlerinde var.
Soykırım suçlaması koskoca bir yalan ve emperyalizmin bir bahanesi!
Lejyonerden ayrıldık, bir daha karşılaşır mıyız bilmem; Arkadaşım lejyoner, bir başka Fransız lejyonerle evli imiş;üç tane evlatları olmuş; ikisiyle birlikte gelecekmiş; son anda evlatlar korkmuş, gelmemiş.
Neden diye sordum; Aldığım yanıt daha çarpıcıydı.
“Türkiye’de kadınlar kara çarşafla geziyor”
İşte Fransız televizyonlarının, eğitim sisteminin aşıladığı “Türkiye imajı.”
Mahir Öztürk



