Tzipi Livni’nin Listesi - Eskişehir Haber

Tzipi Livni’nin Listesi

Tzipi Livni’nin Listesi
Yayınlama: 8 Ocak 2009 Perşembe - 4.536
A+
A-

Geçtiğimiz ağustos ayında Filistin’in dünyaca ünlü şairi, 2003 yılı Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü sahibi, Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü aldığı 2006 senesinde Nobel Edebiyat Ödülü adaylarından Mahmud Derviş sessiz sedasız hayatını kaybetti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ölüm haberini, “Filistin halkı, Arap ve İslam dünyasına, barış ve özgürlük seven herkese Filistin’in yıldızının kaybolduğu haberini vermek, yüreğime ve ruhuma büyük bir acı yüklüyor” sözleriyle duyurdu.

Hayatı kaderini paylaştığı ulusu ile hiç bir zaman ayrılmadı. 1948 yılında köyü Arap-İsrail savaşında saldırıya uğrayınca ailesi ile göç etmek zorunda kaldı. Gençliğinde yazıları nedeni ile İsrail askerileri tarafından tutuklanan şair, 1970 yılında İsrail tarafından sürgün edilmişti. Mahmud Derviş bundan sonra yazılarına Arap ülkelerinde sürgünde yaşayarak devam edecekti. Şair, “Filistinli Sevgili” adlı şiirinde halkına şöyle sesleniyordu: Ve ant içerim ki, bir mendil işleyeceğim yarına kadar, gözlerine sunduğum şiirlerle süslü ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı: "Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var!" Mahmud Derviş, yıllarca Filistinliler’in yaşadıklarını, duygularını yirmi altı farklı ülkede yayınlanan şiirleri ile anlatmaya çalıştı. Bugün Filistin’de yaşananlar, tüm diplomasi yorumlarını, siyasal tartışmaları ve bilindik uluslararası tahammülleri anlamsız kılıyor gibi görünse de yüzyıllarca bu topraklarda dini ideolojilerin biriktirdiği nefret, politik arzuların doyumsuzluğu, kan ve ölüm, her zamankinden daha çok duyarlı olmayı ve inadına sağ duyuyu gerektiriyor. Her zamankinden daha yüksek sesle, insani hatalarımız ve günahlarımızla bölgedeki sorunları açıkça dile getirmemiz gerekiyor.

Saldırının ilk gününden beri düşünüyorum. Hangisi daha şaşırtıcı olabilir? Barış görüşmeleri yapıldığı sırada İsrail’in düzenlediği saldırı mı yoksa saldırıya El Fetih’in anlamlı bir şekilde geç gelen tepkisi mi? Belki de Filistinli sivil halka kadar inen saldırıların ardından bir çok ülkenin samimiyetsiz bir şekilde diplomatik kazançlar elde etmek için barış görüşmeleri yapmaya çalışması? El Fetih’in yeni lideri Mahmud Abbas 2005 yılında Filistin Yönetimi Başkanlığı’na süresi 9 Ocak 2009’da dolmak üzere seçildi. Ancak Mahmud Abbas, seçim yasasındaki,” Başkanlık seçimi ve genel seçimler bir arada yapılır” yolundaki bir maddeye dayanarak, görev süresinin, parlamento seçimlerinin olacağı 2010 yılına dek geçerli olduğunu iddia ediyor. 1996 yılında ilki gerçekleşen genel seçimler, İsrail işgali ve çeşitli güvenlik sorunlarının devam etmesi sebebi ile ertelenmiş ve ancak Ocak 2006 yılında yapılmıştı. Seçimlerde Hamas süpriz bir şekilde yüzde altmış oranında oy alarak 132 sandalyeli mecliste 76 vekillik kazandı. 2006 yılından beri Mahmud Abbas’ın Ocak 2009 da görev süresinin dolup koltuğunu bırakacağını düşünen Hamas, Abbas’ın İsrail ile olan barış görüşmeleri nedeni ile 2010 yılına kadar görevinde kalmak istediğini dile getirmesi ile tepkisini sokaklarda yapılan mitingler ve çatışmalarla açıkça gösterdi. Hamas sözcüsü Fevzi Barhum, 11 Kasım 2004 yılında Arafat’ın ölümü ile boşalan göreve atanan Mahmud Abbas’ın talebine açıkça tepki gösterdi ve FKÖ’nün artık Filistin halkını temsil etmediklerini belirtti. Hükümette yer alan bakanlıklara yapılan atamalar, içişleri bakanının yetkilerinin azaltılması, İsrail’in İran destekli Hamas’a karşı El Fetih’i maddi olarak desteklediğinin ortaya çıkması, 750 milyon dolarlık dış borç ve mevcut iktidar çatışmaları varlık mücadelesi içindeki Filistin’de iktidarın iki aktörünün arasının açılmasına ve hükümette çift başlı bir görüntü çizilmesine sebep oldu.

Şimdi sormak gerekiyor, İsrail yüzlerce sivilin yaşamı pahasına siyasi olarak ikiye bölünmüş görünen bu devlette hangi tarafı vurdu? El Fetih’i mi Hamas’ı mı? El Fetih’in, “ El Fetih ya da Hamas fark etmez biz biriz” şeklinde geç gelen demecine kadar bu İsrail için Hamas’a düzenlenen bir saldırıydı. Muhtemelen İsrail, Hamas’ı vurarak hem İran’a aba altından sopa göstermeyi hem de Mahmud Abbas’ı en büyük rakibinden kurtararak barış görüşmelerinde elinde koz bulundurmayı amaçlıyordu. Eğer öyleyse bu savaştan en kârlı çıkan İran’ın, sadece etkisi altındaki Hizbullah ve Hamasla bile İsrail’i ne kadar tedirgin edebildiğini gördükçe memnuniyeti artıyordur. Filistin’de ise İsrail’in düşüncesinin aksine El Fetih ile Hamas halklarına rağmen şimdilik daha fazla ayrı düşemeyeceklerini anlamış olmalılar ki birlik mesajları veriyorlar. Asıl tehlikenin boyutu bundan sonra, İran’ın bölgede Lübnan, Filistin ve Afganistan’da nasıl bir politika izleyeceği belli olduktan anlaşılacak. Yeni yılla birlikte başlayan İsrail saldırıları ile birlikte gerçekleştirilmeye çalışılan barış görüşmeleri ise sadece Türkiye için değil Fransa ve ABD içinde tam bir fiyasko denebilir. Türkiye büyük uğraşlar ve yoğun diplomasi trafiğinin ardından 47 yıl sonra BM Güvenlik Konseyi’ne seçildi. Öyleki geçtiğimiz yaz Afrika-Türkiye Zirvesi ile Afrikalı ülkelerden oy istendi, BM tarafından soykırımla suçlanan Sudan Devlet Başkanı El Beşir cumhurun reisi ile aynı masada yer aldı. Tam da Türkiye’nin görev süresinin başladığı 1 Ocak 2009 tarihinde, Türk Dışişleri İsrail saldırısı ile karşı karşıya kaldı. BM Güvenlik Konseyi’nde bugüne kadar İsrail aleyhine verilen tüm metinler ABD tarafından veto edildi. İsrail’in son saldırısı ile birlikte sivillerin de hedefte olduğu anlaşıldığında, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin ilk tepkisi merak ediliyordu. Herkes gibi bende, ABD’nin veto edeceğini bile bile Türkiye’nin bir karar metni sunmasını beklerken bu cesur hareketi Libya temsilcisi gerçekleştirdi. Türk Dışişleri, BM Güvenlik Konseyi’nde daha ilk karşılaştığı uluslararası sorunda veto yemek istememiş olabilir. Eğer öyleyse bu, sorunu tamamen diplomatik kazançlar üzerinde düşünen ve insanca bir yaklaşımı, açık bir tepkiyi dile getiremeyen bir duygu yoksunluğu olur ki bu bir çok açıdan bağımız olan Filistinliler’e karşı olan görevimizi yerine getiremediğimizi gösterir. Eğer böyle bir zamanda Türkiye Güvenlik Konseyi’nde sesini yükseltemeyecekse ne zaman yükseltecek? Makale boyunca İsrail Hükümet’inin yaptığı insanlık dışı saldırılara pek az yer vermiş olmam bu saldırılarda İsrail’i birazcık dahi haklı görmemden değil aksine artık bölgedeki sorunun, İsrail’in bizzat mücadele ettiği Hizbullah gibi bir terör örgütü anlayışı ile sivil asker demeden insanları öldürmeye başlamasından ve ümidimin İsrail’den yana kalmamasındandır.

İsrail hükümetinin Hamas’ın saldırılarından canı yanmış olabilir. Ama hiç bir şey yüzlerce sivilin öldürmeyi, şehirlerin, okulların üstüne bombalar yağdırmayı haklı göstermez. Yahudi soykırımını anlatan Piyanist, Schindlerin Listesi gibi filmleri düşündükçe merak ediyorum, gelecek kuşaklara hangisini miras bırakacağız? Piyanist veya Schindlerin Listesi’ni mi yoksa İsrail’in son marifeti olan Tzipi Livni’nin Listesi’ni mi?

Ertürk Demirel / Bankacı erturkdemirel@yahoo.com



Gönderen: erturkdemirel



Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024