Susuz Yaz
Belli ki, elimizi yüzümüzü yıkarken, tıraş olurken tasarruf ettiğimiz sular, susuzluğa çare olmamış.
1 Ağustostan itibaren Ankara ve İstanbul’da su kesintileri…
Bu yaz, kavurucu sıcaklar yaşanıyor. Kuraklık…
Kuraklıktan kavrulan ekinler, sıcaktan yanan ormanlar var.
Büyük ölçüde buharlaşma…
Bu yaz, susuz yaz yaşıyoruz. Ter kokulu yaz.
Bu yaz, elektriksiz yaz olacak gibi. Enerji tüketiminde büyük zamlar...
Elektrik kesintileri düzenli hal alabilir.
Klimaların aşırı çalışmasıdır sebep; hava sıcak! Şekil şemalinde bahaneler üretilebilir.
Su kesintilerine, elektrik kesintilerine geçilmeden önce üretim artışı planlaması, yönetim planlaması yapılamaz mıydı?
Akarsuların kontrolü.
“Bu su böyle akar, siz böyle bakar” vaziyetleri.
Bu yaz, susuz yaz!
Elektirik kesintili yaz!
Zamlı yaz!
Tüpe, elektriğe, ekmeğe, karpuza, kavuna… zam!
Bunların ne önemi var?
Borsa, kur, faiz ekonomi rayında ya, hızlandırılmış tren gibi Eskişehir İstanbul arası.
Bu yaz kavrulacak ahali!
Seçtiğimiz çiçeği burnunda milletvekilleri daha yeminlerini etmediler.
Çiçeği burnunda transfer milletvekili Üskül’den püsküllü laflar; “Kemalizm ideolojisinin yansımaları olan kavramların anayasadan ayıklanması” gerektiğini belirtti.
Her şey bitti, sıra ona mı geldi. Bu acele neden?
Kimin derdi, anayasadaki “laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti”yle ilgili kavramların değiştirilmesi?
Kim talep ediyor bunu?
Şaşırtan transfer, Ertuğrul Günay da, benzeri bir yaklaşımla“ düşünce özgürlüğü” olarak görüyor bu püsküllü lafları. Püsküllü düşünceye karşı görüş ifade edenleri ise “düşünceye aykırı davranmak”la suçluyor.
Sözde solcu bunlar!
Cehennem sıcakları, bu yaz, susuz yaz.
Yeni milletvekillerinin umurunda olacak mı?
Kemalizm, terk edilmesi gerekli bir ideolojidir mesajı verenlerin, halkın gerçek sorunlarını çözmede ne gibi adımları olabilir?
Atacakları adımlar, çok uluslu şirketlerin çıkarlarından yana mı, halktan yana mı olacaktır?
Takınılan siyasi tavır halktan yanaysa bunun adı “halkçılık” değil midir?
Halkçılık ise beğenmedikleri Kemalizm ya da Atatürkçülüğün ilkelerinden biri değil midir?
Nedir, bütün mesele; Yani, halkın huzuru, güveni, mutluluğu yerine, ÇUŞ’lerin kar etmesi midir, ÇUŞ’ların egemen olması mıdır?
Ey halkım sen aslansın, kaplansın; sen işini bilirsin; bilemezsen sana oy karşılığı sadaka veririm anlayışının yerleştirilmesi midir?
Halkçılık bu değildir.
Halkçılık; halkın alın teriyle para kazanabildiği, kazandığı parayı sosyal, kültürel gelişimi için harcayabildiği politikalardır.
Ancak sadakayla, yarı aç yarı tok yaşatılan milyonlar değildir.
Halkımız şükretmesini bilir.
Ancak, bu şükretme istismar edilmemelidir.
Türkiye Atatürkçülükten vaz geçmelidir diyor emperyalistler.
Atatürkçülük; halkçılık, devletçilik, laiklik, cumhuriyetçilik, devrimcilik, ulusçuluk…
Atatürk ilkeleri, anayasanın maddeleri değil ki.
Atatürk ilkelerinin hemen hemen tümünden kurdeşen olanlar var günümüzde.
Bu ilkeler, kimin lehine; “halkın.”
Bu ilkelerden rahatsız olan kim; Çok uluslu şirketler (ÇUŞ)
Susuzluktan rahatsız olan kim; halk
Susuzluktan nemalanacak olan kim; ÇUŞ; akarsuların kontrolü talebinde bulunmadılar mı?
Elektrik kesintilerinden rahatsız olan kim; halk; soğuk zinciri kırılmış gıdalarla zehirlenen, kesintilerle, düşüp yükselen voltajla bozulan elektronik aletler.
Kazanan kim; ÇUŞ; yenilenen aletler, zamlar…
Bu yaz, susuz yaz, kavrulacak ahali!
Umurunda olan vekil çıkacak mı?
Mahir Öztürk



