karşıyım...
Evet, ben “bayan” kelimesine, kırmızı kalp işaretinin sözde sevgiyi anlatmak için kullanılmasına ve bazı hadislerin hala dayatılmasına karşıyım. Tıpkı karşı olduğum diğer konuları da dile getirdiğimde ben bazı nazarlarda muhalif oluyorum.
Peki ben neden karşıyım? Siz neden benim muhalif olduğumu düşünüyorsunuz?
Bayan kelimesi aslında kadınları aşağılamak için kullanılan bir sıfattır. Evet bir isim değil bir sıfattır. O halde neden hala bunu “erkekler ve bayanlar” şeklinde bir kullanımla bir cinsiyete isim olarak getiriyorsunuz? Ve bunu yapanlar arasında maalesef ki kadınlar da var. Peki neden? Kadın denildiğinde “ne kadar kabasın” şeklinde yorum geliyor ya da erkekler “iyide kadın diye etmek çok kaba bir kullanım” şeklinde itiraz ediyor. Bir kere bayan kelimesi İngilizcedeki Mrs. ve Miss kelimelerinden Türkçeye geçmiştir. Mrs evlenmiş kadınlar için kullanılan bir hitap şeklidir. Tıpkı bizdeki “kadın ve kız” ayrımı gibi. Toplum bekârete göre kadına isim verirken kadınlarda bunu normal karşılıyor. Bir erkek erkek olarak doğar ve erkek olarak ölürken kadın kız olarak doğar, evlendikten sonra kadın daha sonrada bayan unvanını alır. Kadına kadın olarak doğmak ve ölmek yakıştırılamaz. İki cinsiyet vardır. Kadın ve erkek. Lütfen bay kelimesinden türetilerek sosyolojik açıdan kadını 2. sınıfa iten bu kelimenin kullanımına son verin ve kadınlığınızdan utanmayın!
Karşı çıktığım bir konu da kırmızı kalp işareti hani şu aşkın sevginin nişanesi. Kalp işareti aslında kadının kalçalarını temsil eder. Ve buna bağlı olarak ta bereketi ve doğurganlığı ifade eder. Bereket tanrıçası kibeleye benzer. Ve antik çağlarda güzellik tanrıçası Afroditten esinlenilmiştir. Zaten insanoğlunun kalbi dikdörtgene benzer ve rengi de parlak kırmızı değildir. Kalp işaretine tersten bakılması bile gayet ne bir şekilde sonucu ortaya koyarken ilk kez İspanya da bir mağarada bulunan bu işaretin kullanımı da gene kadın vücudunun tasviri şeklindedir. Net bir şekilde ifadesi şudur ki kalp işareti sevgiyi değil cinselliği çağrıştırır.
Evet üzerinde durduğum diğer bir noktada hadisler… Malum ramazan ayındayız. Toplumumuz 11 ay boyunca rahatlıkla yaptığı günahları bu ayda yapmamaya dikkat eder ve ağzından anlamını bilmediği duaları da eksik etmez. Biz Müslümanız ve kitabımızda Kuran-ı Kerim. Arapça olarak indirilmiştir. Kuran insana nasıl yaşaması gerektiğini göstermek ve öğretmek için indirilmiştir. Peki durum buysa biz neden Kuranı Arapça okuyup hiçbir şey anlamadan sarıp sarmalayıp evimizde en üst köşeye koyuyoruz. Kutsal olan Arapça yazılar değil orda anlatmak istediğidir. O zaman bizdeki bu iki yüzlülük neden? Gelelim hadislere…
Hadisler peygamber efendimizin sözlerini kapsıyor. Peygamberimizin açık bir ifadesi var ki o da “sözlerimi yazmayın.” Peki, bunu neden demiştir? Kurana denk olacak herhangi bir kitabın varlığını engellemek içindir. Peygamber efendimiz öldükten çok sonra İmam Zuhri tarafından tek tek toplanarak kitap haline getirilmiştir. Şimdi baktığımızda hadisler dönemin koşullarına ve yaşam şartlarına göre söylenmiştir. Peki, aradan geçen onca zaman ne olacak? Örnek olarak şu hadisi vermek istiyorum. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh diyor ki “peygamberimiz şöyle dedi; kadınların tek başına yanında mahremi olmadan çıkması helal değildir.” Şimdi ben bu hadise baktığımda hak veriyorum. Çünkü Peygamber efendimiz bunu söylediğinde MÖ.600 yıllara ve evet o dönemdeki imkânları düşününce, çölleri, develerle uzun süren yolculukları hak vermemek elde değil. Ama bu yıl 2012 olunca ve hala bu hadisin dayatılmaya çalışıldığını görünce buna karşı çıkmamam olası bile değil. Ulaşım ve haberleşme imkânları bu kadar gelişmişken peşine birini takarak yolculuk etmek ne saçma!
Arap toplumunun yaşayış biçimi, kullandığı alfabe bizim için din olmuş. İslam Allahın bize gönderdiği kitaptır, peygamberlerdir. O yüzden açıp okuyun kendi dilinizde ne diyor Kuran. Ha ben bütün hadisleri yıkın yakın demiyorum ama Allah her şeyden önce bize akıl vermiş düşünelim diye, vicdan vermiş.
Şimdi yukarıdaki sorduğum sorunun cevabı… Evet ben karşıyım! Çünkü düşünüyorum, araştırıyorum. Düzen böyle gelmiş diye kabul etmiyorum. Evet siz beni muhalif olarak görüyorsunuz çünkü toplumsal normlar sizi kör etmiş! Asla neden diye sormaktan çekinmeyin.



