BİR HAKİKATI ANLAMAK… - Eskişehir Haber

BİR HAKİKATI ANLAMAK…

BİR HAKİKATI ANLAMAK…
Yayınlama: 9 Mayıs 2012 Çarşamba - 3.874
A+
A-

  Camiler, devletin daireleri değil, Allah’ın evleridir. Diyanet İşleri Başkanının da ifade ettiği gibi, bu mekânlar resmiyetin bilinen soğuk yüzünün değil, ama kur-an-ın sıcaklığıyla gönüllerin huzur bulacağı mekanlar olmalıdır. Bunu sağlayacak olanlar ise cemaatiyle ve görevlisiyle bütün inananlardır.  Dolayısıyla işin temel noktasında hepimiz görevliyiz.

Asrı Saadete baktığımız da, Sahabelerin gece kur-an üzerinde düşünüp gündüz düşündüklerini uygulamaya koyduklarını, bunun neticesinde hem kur-an-ın yaşama alanı bulduğunu; hem de sahabelerin yaşayan kur-an haline dönüştüklerini hasret ve minnetle ifade ediyoruz

 Yüce kitabımız Kur-anı Kerim-in ilk emri “OKU  olmasına rağmen kaçımız istenilen ölçüde okumakta ve okudukları üzerinde tefekkür etmektedir. Bugün geniş halk kitlelerinin cahiliyet üzere bir hayat yaşaması karşısında, kaç kişinin elinden tutup hakikatı gösterebilmekteyiz. Diyeceksiniz ki; “kendisi himmete muhtaç dede, nerde kaldı başkasına himmet ede.”

  Şikayet etmek veya şikayetçi olmak amacım değildir. Bugün yaşanılanlara baktığımızda insanlığın (İNANANLARIN) Kuranın emrettiği bir yaşam tarzını yaşamadığıdır. Oysa mu’minler için “hidayet ve şifa” kaynağı olan ilahi kitabımız indiği ilk anki gibi taptaze ve dipdiri duruyor. Kendisiyle hidayet ve şifa bulacak gönüller bekliyor. Gönüllerin bu hasreti hissedecek ve akıl sahiplerini harekete geçirecek zamanı gelmedi mi?

  Değerli dostlarım, her gün bir yakınımızı veya komşumuzu omuzlarımıza alarak ebedi mekanın ilk durağı olan mezarına defnedip geliyoruz; bunda bizler için bir ders yok mudur?  Bizler gibi bu hayatı yaşayan, kazanan ve mal mülk sahibi olan bu dostlarımızın neler götürdüğüne bakmayacak mıyız? Peygamber Efendimiz(sallalahu aleyhi ve selem)in bir mevtayı üç şeyin takip ettiğini, ikisinin (malı ve dostları) burada kaldığını, onunla birlikte gidenin amelinin olduğunun ne zaman fark edeceğiz.

Mearic suresindeki birkaç ayeti hatırlatarak konumu bitiriyorum. “O gün hiçbir samimi dost, dostunu sormaz. Birbirlerine gösterilen günahkarlar ister ki o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın. Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem derileri kavurup çıkaran alevli bir ateştir. O (hakka) arka döneni ve yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendisine çağırır.”

Ancak iman eden ve namaz kılanlar ve namazlarında daim olanlar başkadır. Onlar mallarında isteyeni mahrum etmezler. Onlar için tükenmez bir nimet vardır. Öyle nimetler ki; akılların dahi hayal etmediği…

Lütfen kendimize merhamet edelim. Merhamet etmeyene merhamet edilmez.





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2024